Notlar

YKS Fizik – 10. Sınıf Fizik Özeti

Milli Eğitim Bakanlığı 10. Sınıf Fizik ders kitabından derlediğimiz bilgilere bu yazımızda inceleyebilirsiniz. 

 

Birim yüzeye dik olarak etki eden kuvvete basınç denir. Kuvvet birimi N, yüzey m2 alınırsa basınç birimi n/m2 olur.

 

İçerisinde sıvı bulunan bir kabın aynı derinlikteki yüzeylerine sıvı tarafından uygulanan basınç kuvvetleri eşit büyüklükte ve daima kabın yüzeyine dik doğrultudadır.

 

Atmosferi oluşturan gazların dünya yüzeyine uyguladığı basınca açık hava basıncı denir.

 

Basınç, kısaca P ile gösterilir. Kuvvet F, yüzey alanı A ile gösterilirse katılarda basınç, P = F/A

 

 

Bir yüzeyin tamamına dik olarak etki eden kuvvete F basınç kuvveti denir.Basınç kuvveti = Basınç . Yüzey alanı . Skaler

 

 

Sıvı basıncı ile yoğunluk ve derinlik arasındaki ilişki, P = h . dsıvı . g bağıntısı ile ifade edilir.

 

Akış alanının uçaklar ve roketlerdeki gibi sınırsız olduğu durumlara dış akışlar, akış alanının borularda olduğu gibi sınırlarla kuşatıldığı durumlara da iç akışlar denir.

Hareket hâlindeki sıvılarda akış, iki farklı şekilde gerçekleşebilir. Sıvının her parçası düzgün bir çizgi boyunca akıyorsa bu şekildeki akışa kararlı akış ya da laminer akış denir. Kararlı akışta akışkanın her bir elemanı düzgün ve tanımlanmış bir yol boyunca hareket eder. Kararlı bir akış hâlinde, sıvının herhangi bir noktadaki akış hızı zamanla sabit kalır. Akış yeterince hızlı olursa ya da sınır yüzeyleri akış hızında beklenmedik değişiklikler yaratıyorsa akış düzensiz olur. Bu tür akışlara türbülanslı akış ya da girdap akımı denir.

 

 

 

 

 

 

Akış borusunun herhangi bir kesitinden bir saniyede geçen akışkanın hacmine hacimsel akış hızı, bu hacimdeki akışkanın kütlesine de kütlesel akış hızı denir. Akış borusunun kesit alanı değişmedikçe akış hızı da değişmez.

 

Bir akışkanın kesit alanı büyürse akışnhızı azalır, kesit alanı küçülürse akış hızı artar. Akış hızı ile kesit alanı arasındaki ilişki süreklilik denklemi ile gösterilir. Akışkanın akış hızı v, kesit alanı A ise süreklilik denklemi; A1 . v1 = A2 . v2 şeklinde yazılır.

 

 

Süreklilik denklemi: Hareket hâlindeki sıkıştırılamaz akışkanlarda, boru boyunca her noktada akış hızı ile kesitinin çarpımı
sabittir.

 

Akışkan basıncı akışkanın hızına ve yüksekliğe bağlı olarak değişir. Basınç, yükseklikle doğru orantılı, akışkanın hızı ile ters orantılıdır.

 

Kesit alanının büyük olduğu bölgede akış hızı küçük, kesit alanının küçük olduğu bölgede akış hızı büyüktür. Akışkanlarda hız, akış borusunun kesit alanı ile ve akışkan basıncı ile ters orantılıdır. Kesit alanı artarsa akışkanın hızı azalır. Kesit alanı azalırsa akışkanın hızı artar.

 

 

Hareketli sıvılarda basıncı etkileyen ikinci değişken ise akışkanın hızıdır. İdeal ve sıkıştırılamaz bir akışkan için basınç ile akışkan hızı arasındaki ilişki Bernoulli ilkesi ile açıklanır ve Bernoulli denklemi adı verilen bir denklemle ifade edilir. Bernoulli denklemi enerjinin korunumu ilkesine dayanır.Bernoulli İlkesi: Akışkanlarda, hızın yüksek olduğu yerde basınç az, hızın düşük olduğu yerde ise basınç fazla olur.

 

 

Günlük hayatta karşılaştığımız, akışkanlarla ilgili birçok olay Bernoulli ilkesi ile açıklanabilir. Uçakların kanatları , tayfun,
hortum ve kasırga sırasında çatıların uçması , Zıt yönde aşırı hızla hareket eden iki aracın geçişmesi sırasında araçlar birbirine çok yakın olursa, aralarındaki havanın sıkışmasından kaynaklanan basınç düşüklüğü araçların birbirine doğru çekilmesi . Sıcak sulu ısıtma sistemi kullanılan binalarda, zeminde ve üst katlarda kullanılan borularda sıcak suyun akış hızı ve basıncı ile ilgili hesaplamalar Bernoulli denkleminden yararlanılarak yapılır. Barometre, altimetre, manometre ve batimetre gibi ölçme araçları Bernoulli ilkesine göre çalışır.

 

 

Açık hava basıncını ölçmeye yarayan araçlara barometre denir. Barometre, bir ucu kapalı ve içi cıva dolu uzun bir cam tüp ve geniş bir cıva kabından oluşur

 

Kapalı kap içerisindeki gaz basıncını ölçmek için kullanılan araçlara manometre denir.

 

Batimetreler basınç değişimine bağlı olarak derinliği tespit etmeye yarayan araçlardır. Okyanus, deniz ya da göllerde derinlik tespiti, derinlik haritalarının hazırlanması ve zemin özelliklerinin belirlenmesi gibi çalışmalarda batimetrelerden yararlanılır

 

 

Hava basıncından faydalanarak bir yerin deniz seviyesinden yüksekliğini tespit etmeye yarayan
araçlara altimetre denir. Özellikle havacılıkta pilotlar sis ya da yağış gibi kötü hava koşullarında yüksek
tepe, bina ya da direklerden ne kadar yüksekte olduklarını kestiremezler. Bu durumda pilotlar altimetre adı verilen araçlardan yararlanırlar. Havacılıkta kullanılan en önemli aletlerden biri olan altimetre, atmosfer basıncının yükseklikle azalması prensibine göre çalışır

 

 

Deniz seviyesinde (1 atm basınç altında) buz 0°C’de erimeye başlar. Buzun üzerine cisim konulduğunda basınç artar ve buz 0°C’nin altında erimeye başlar. Basınç 1 atm’in altında olursa buzun erimesi zorlaşır. Yani buz 0°C’nin üstünde eriyebilir. Yüksek dağların zirvesindeki karların yaz mevsiminde erimeden kalabilmesinin nedenlerinden biri de yükseklere çıkıldıkça açık hava basıncının azalmasıdır.

 

 

 

Kaynama olayının gerçekleşmesi için, buhar basıncının atmosfer basıncına eşit olması gerekir. Atmosfer basıncı artarsa, ağzı açık kaptaki sıvının kaynaması zorlaşır. Atmosfer basıncının azalması ise kaynamayı kolaylaştırır, yani sıvı daha düşük sıcaklıkta kaynar. Ağzı kapalı kapta, ısınma sırasında oluşan buhar dışarı çıkamadığı için su yüzeyindeki basıncın artmasına neden olur. Ağzı açık kaptaki su yüzeyine sadece açık hava basıncı etki ettiği için basınç kapalı kaba göre daha düşüktür. Ağzı açık kaptaki suyun kapalı kaptaki sudan daha erken kaynaması bu basınç düşüklüğünden kaynaklanır. Düdüklü tencerede buhar tencere içerisinde hapsedildiği için basınç artar ve suyun kaynama sıcaklığı yükselir. Su sıcaklığının 100°C’nin üstüne çıkması yemeğin daha kolay pişmesini sağlar.

 

 

Arşimet İlkesi
Batan bir cisme etki eden kaldırma kuvveti, cismin batan kısmının hacmine eşit hacimdeki sıvının ağırlığına eşittir

 

Bir cisim içinde su bulunan kaba bırakıldığında kendi hacmine eşit hacimdeki su ile yer değiştirir. Hacmindeki artış miktarı kaya parçasının hacmine eşittir.

 

Arşimet prensibine göre kaldırma kuvvetinin büyüklüğü, cisimle
yer değiştiren akışkanın ağırlığına eşittir. Başka bir ifadeyle,
kaldırma kuvveti cismin batan hacmine eşit hacimdeki sıvının ağırlığına
eşittir.

 

Yüzme
Bir cismin yüzüyor olması onun dengede olduğunu yani dengeleyen
kuvvetlerin etkisinde olduğunu gösterir. Buna göre yüzen
cisimlere etki eden kaldırma kuvveti cismin ağırlığına eşittir.
Kaldırma kuvveti = Cismin ağırlığı (yüzen cisim)

 

Askıda olma
Askıda olan cisimlerde hacmin tamamı akışkanın içinde olduğu
hâlde cisim tabana inmeden akışkanın içerisinde asılı kalır. Askıda
olma durumunda da cisim dengeleyen kuvvetlerin etkisindedir. Yani
kaldırma kuvveti cismin ağırlığına eşittir.
Kaldırma kuvveti = Cismin ağırlığı (Askıda kalan cisim)
Yüzme ve askıda kalma durumunun her ikisinde de kaldırma
kuvveti cismin ağırlığına eşittir. Ancak yüzme durumunda cismin
kısmen batmış olduğu unutulmamalıdır.

 

Batma
Batma durumunda cisme etki eden kaldırma kuvveti cismin
ağırlığından küçük olur. Bu yüzden cisim, ağırlık ile kaldırma kuvveti
farkına eşit büyüklükteki net kuvvetin etkisiyle kabın tabanına iner.
Kaldırma kuvveti < Cismin ağırlığı (Batan cisim)

 

 

Cam çubukla ipek kumaşın birbirine sürtülmesi sırasında cam
çubuğun elektronlarından bir kısmı kumaşa geçer. Sonuçta cam
çubukta proton fazlalığı, kumaşta ise elektron fazlalığı oluşur.

 

İpek kumaşa sürtme sırasında elektron kaybeden cam çubuk
pozitif yükle yüklenirken ebonit çubuk da yünlü kumaşa sürtme sırasında
negatif yükle yüklenmiş olur.

 

Elektron kaybına bağlı olarak gerçekleşen elektriklenmeye pozitif
elektriklenme, dışarıdan elektron almaya bağlı olarak gerçekleşen
elektriklenmeye negatif elektriklenme denir.

 

Ebonit ve cam çubukta olduğu gibi, kumaş parçasına sürtülme
sonucunda oluşan elektriğe statik (durgun) elektrik denir.

 

Demir, bakır ve alüminyum gibi üzerinden elektrik yükleri geçebilen
maddeler iletken, tahta, ebonit, plastik gibi elektrik yüklerini
geçirmeyen maddeler ise yalıtkan olarak adlandırılır. Elektrik akımını
kısmen ileten bazı maddeler de vardır. Silisyum ve germanyum
gibi bu özellikteki maddelere yarı iletken denir.

 

Coulomb, elektrik yüklü cisimler arasındaki kuvvetin bağlı olduğu
değişkenleri tespit edebilmek için kendi buluşu olan burulma
terazisi adı verilen bir düzenekten yaralanmıştı. Burulma terazisinde,
uçlarında yüklü küreler bulunan bir çubuk ortasından bağlanan
fiber ile asılı duruma getirilir. Çubuğun ucunda bulunan yüklü küreye
başka bir yüklü küre yaklaştırıldığı zaman itme veya çekme kuvvetinin
etkisi ile çubuk yavaşça döner. Yüklü küreler üzerindeki yük
miktarı ne kadar fazla olursa fiberdeki burulma miktarı da o kadar
fazla olur.

 

 

Elektrik yük miktarı “q” (ku) ile gösterilir.

 

Coulomb, yaptığı deneyler sonucunda, elektrik yüklü cisimler
arasındaki kuvvetin aşağıdaki özellikleri olduğunu gösterdi:
✓ Kuvvet, parçacıkları birleştiren doğru boyunca yönelmiş olup
parçacıklar arasındaki uzaklığın karesi ile ters orantılıdır.
✓ Kuvvet, parçacıklardaki q1 ve q2 yüklerinin çarpımı ile doğru
orantılıdır.
✓ Kuvvet, yükler zıt işaretli olduğunda çekici, aynı işaretli olduğunda
iticidir.

 

 

Günlük hayatta sıkça örnekleri ile karşılaştığımız; bir cismi itme veya çekme, bir topa elle veya ayakla vurma, tenis topuna raketle vurma gibi kuvvetler temas kuvvetleridir. Yerkürenin cisimlere uyguladığı çekim kuvveti ve elektrik yüklü cisimler arasındaki kuvvetler ise temas gerektirmeyen kuvvetlerdir

 

Uzaydaki herhangi bir noktaya konulan küçük bir pozitif q test yüküne etki eden kuvvetin q test yükünün büyüklüğüne oranına elektrik alan denir. Pozitif yüklü cismin oluşturduğu elektrik alanın yönü yükten dışarı doğru, negatif yüklü cismin oluşturduğu elektrik alanın yönü yüke doğrudur.

Elektrik alan kısaca E sembolü ile gösterilir.

 

 

Pil ve akü gibi, kimyasal enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren araçlara batarya denir. Günümüzde el feneri pilinden araba akülerine kadar çok çeşitli bataryalar bulunmaktadır. Bir kap içerisindeki asit çözeltisine farklı cins iki metal levha (bakır ve çinko gibi) ya da bir metal levha ve bir karbon çubuk batırılarak basit bir batarya oluşturulabilir. Bataryada kullanılan asit çözeltisine elektrolit, metal levhalara veya karbon çubuğa ise elektrot adı verilir. Elektrotların çözelti dışında kalan kısmı terminal olarak adlandırılır. İletken teller ve devre elemanları ile bağlantılar terminallerden yapılır.

 

Bir iletken üzerinde oluşan yük akışına elektrik akımı denir. Yük akışı daima negatif yük fazlalığının olduğu kutuptan pozitif kutba doğrudur. Elektrik akımının yönünün, yük akımı yönünün tersi olduğu kabul edilir. Buna göre elektrik akımının yönü pozitif kutuptan negatif kutba doğrudur.

 

Bir iletkenin A alanlı kesitine doğru yüklerin dik olarak hareket ettiğini var sayalım. Herhangi bir t zaman aralığında A alanından geçen yük miktarı q ise, bu alandan birim zamanda geçen yük miktarı, q/t olur

 

Bir iletkenin herhangi bir noktasındaki kesit alanından birim zamanda geçen yük miktarına akım denir. Akım kısaca I sembolü ile gösterilir. q = I . t yazılır

 

Bir iletkenin, elektronların akışına karşı gösterdiği engelleme elektriksel direnç olarak adlandırılır.

 

Buna göre elektriksel direnç

✓ İletkenin uzuluğu ile doğru orantılıdır.
✓ İletkenin kesiti ile ters orantılıdır.
✓ İletkenin cinsine bağlı olarak değişir. (Uzunluğu ve kesit alanı eşit olan farklı cins maddelerin direnci farklıdır.)

 

İletkenlerin bakır, demir, alüminyum gibi hangi maddeden yapılmış olduğu (cinsi) öz direnç kavramı ile ifade edilir. Bir iletkenin birim uzunluk ve birim kesitteki parçasının direncine öz direnç denir. Öz direnç kısaca r (ro) ile gösterilir. Yunan alfabesinde ρ bizim alfabemizdeki p harfini temsil eder. Her maddenin özdirenci farklı olup birimi Ohm.m (Ω.m) dir.

 

İletkenlerin kesit alanı sıcaklığa göre değişebileceğinden öz direnç de sıcaklığa göre çok az da olsa değişir

 

Bir iletkenin uçlarına uygulanan potansiyel farkının iletkenden geçen akım şiddetine oranı daima sabittir. Bu ifade Ohm Yasası olarak bilinir. V = I.R

 

Akım şiddeti birimi olan amperin binde birine mili amper(mA) denir.
1 mA = 0,001 A

 

Bir devredeki iki veya daha fazla direncin yerine geçen tek bir dirence eşdeğer direnç denir. Eşdeğer direnç kısaca Reş şeklinde gösterilir.

 

 

İki veya daha fazla direncin seri bağlanması durumunda devrenin eşdeğer direnci, dirençlerin toplamına eşittir. İki veya daha fazla direncin paralel bağlanması durumunda eşdeğer direncin tersi dirençlerin tersleri toplamına eşit olur.

 

Kirşof Kuralları

Bu kurallar şu şekilde ifade edilir.
1. Herhangi bir düğüm noktasına (kavşağa) gelen akımların
toplamı, bu düğüm noktasından çıkan akımların toplamına eşit
olmalıdır. (Kavşak kuralı)
2. Herhangi bir kapalı devre boyunca bütün devre elemanlarının
uçları arasındaki potansiyel farklarının cebirsel toplamı sıfır
olmalıdır. (Çevrim kuralı)

Kavşak kuralı aynı zamanda akımlar kanunu, çevrim kuralı ise gerilimler kanunu olarak bilinir. Akımlar kanunu elektrik yüklerinin korunumu esasına, gerilimler kanunu ise enerjinin korunumu esasına dayanmaktadır.

 

 

Birim zamanda harcanan enerji miktarının güç kavramı ile ifade edildiğini ve gücün kısaca P ile gösterildiğini hatırlayalım. Elektrik enerjisi ile çalışan bir aracın birim zamanda harcadığı elektrik enerjisi miktarı elektriksel güç olarak adlandırılır

 

W = I2 R t olur.
Bu eşitlik, direnci R olan bir iletken üzerinden t süresince I akımının geçmesi durumunda ortaya çıkan ısı enerjisini verir ve Joule Kanunu olarak bilinir.
Joule Kanunu: Bir iletkende ortaya çıkan ısının miktarı, iletkenden geçen akımın karesi ve akımın geçme süresi ile doğru orantılıdır.

 

 

Birim zamanda yapılan iş ya da harcanan enerji güç olarak tanımlandığına göre elektrikle çalışan bir aracın ya da devre elemanın gücü P = I2 R bağıntısı ile hesaplanır. Enerji birimi J, zaman birimi s alınırsa güç birimi J/s olur. J/s kısaca Watt olarak adlandırılır.

 

Feromanyetik maddeler mıknatıslanmadan kuvvetli şekilde etkilenen maddelerdir. Diamanyetik ve paramanyetik maddeler ise mıknatıslanmadan az etkilenen ya da hiç etkilenmeyen maddelerdir.

 

 

 

 

Mıknatısın çevresindeki demir tozlarının üzerinde düzenli şekilde dağıldıkları çizgilere manyetik alan kuvvet çizgileri denir. Bir mıknatısın etkisinde kalan demir tozlarının her biri minik mıknatıslar gibi davranır ve manyetik alan kuvvet çizgilerini ortaya çıkarır. Manyetik alan kuvvet çizgileri kutuplara yakın bölgelerde birbirine yakın olduğu hâlde kutuplardan uzaklaştıkça aralarındaki mesafe artar. Manyetik alan çizgilerinin özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

 

Manyetik alan çizgilerinin yönü kuzey kutuptan güney kutba doğrudur.
• Manyetik alan çizgileri birbirini kesmez.
• Manyetik alan çizgilerinin yoğun olduğu bölgelerde manyetik kuvvetlerin etkisi şiddetlidir.

 

 

Mıknatıslar arasındaki itme ve çekme kuvvetleri manyetik alanın büyüklüğüne ya da mıknatısların kutup şiddetine ve mıknatıslar arasındaki uzaklığa bağlı olarak değişir. İtme ve çekme kuvveti manyetik alanın büyüklüğü ile doğru orantılı, mıknatıslar arasındaki uzaklığın karesi ile ters orantılıdır.

 

Elektromıknatıslarda kullanılan demir alaşımlar, devreye akım verilip kesilmesi sırasında oldukça kolay şekilde mıknatıslık özelliği kazanıp kaybederler. Bu özelliğinden dolayı elektromıknatıs yapımında kullanılan demir “yumuşak demir” olarak adlandırılır. Bu yumuşaklık kavramı sadece manyetik anlamda kullanılır. Mıknatıslığını dış bir alanın yokluğunda dahi koruyan demire ise sert demir denir. Sert demir daimi mıknatıslarda, yumuşak demir ise elektromıknatıslarda kullanılır. Yumuşak demir, manyetik alanın kolaylıkla iptal edilip tekrar oluşturulmasına uygun özelliktedir.

 

Tellerde, su dalgalarında ve ses dalgalarında olduğu gibi maddesel ortamın hareketini gerektiren dalgalara mekanik dalga denir

 

Bir cismin denge konumu çevresinde salınım hareketi yapmasına titreşim denir.

 

Yukarı doğru hareketin en üst noktasına dalga tepesi, aşağıya doğru hareketin en çukur noktasına ise dalga çukuru denir.

 

Art arda iki dalga tepesi arasındaki uzaklığa dalga boyu denir.

Dalga boyu kısaca λ (lamda) sembolü ile gösterilir. Ardışık iki dalga tepesi ya da iki dalga çukuru oluşumu sırasında geçen süreye periyot, bir saniyede oluşan dalga sayısına ise frekans denir. Frekans ile periyot arasındaki ilişki  T = 1/f

 

Dalga oluşumu sırasında ortamın bir parçacığının denge konumuna olan maksimum uzaklığa genlik adı verilir. Örneğin, titreşen bir gitar telinin genliği, durgun tel ile titreşim sırasındaki en uzak nokta arasındaki mesafedir.

 

Hız = Dalga boyu / periyot

 

Dalga yayıldıkça yayın her parçası yanındaki parçaya kuvvet uygular ve iş yapar. Yani dalga bir ortamda hareket ederken enerji, ortamın bir parçacığından diğer parçacığına hareket enerjisi olarak aktarılır.

 

Bir dalga oluşumunda, sarsılan ortamın parçacıkları dalganın ilerleme yönüne dik olarak hareket ediyorsa bu tip dalgalara enine dalga denir.

Dalga oluşumunda ortamın parçacıklarının hareket doğrultusu ile dalganın ilerleme doğrultusu aynı ise bu tip dalgalara boyuna dalga denir

 

 

İp ya da sarmal yayın yukarı doğru ani sarsılması sırasında oluşan şekil değişikliğine atma ya da puls denir.

 

Eşit aralıklarla oluşturulan sarsıntılar sonucunda oluşan dalgalara periyodik dalga denir.

 

İp veya sarmal yay gibi herhangi bir ortamda oluşan atmanın bir engele çarparak geriye dönmesine yansıma denir. Kaynaktan çıkıp engele doğru ilerleyen atmaya gelen atma, engelden kaynağa doğru ilerleyen atmaya yansıyan atma denir.

 

 

Gergin bir yayda oluşturulan atmanın hızı yaydaki gerilme kuvvetine (F) ve yayın birim uzunluk başına düşen kütlesine (m) bağlıdır. Gerilme kuvveti büyük olursa atmanın ilerleme hızı da büyük olur. Örneğin aynı özellikte biri küçük, diğeri büyük kuvvetle gerilmiş iki yayda oluşturulan eşit genlikli atmalardan büyük kuvvetle gerilmiş olan yaydaki atmanın ilerleme hızı küçük kuvvetle gerilmiş yaydakinden daha büyüktür. v = kök içinde F / nü

 

Birim uzunluk başına düşen kütle miktarı küçük olan ortama hafif ortam, birim uzunluk başına düşen kütle miktarı fazla olan ortama ağır ortam denir. Kalınlıkları farklı ip veya sarmal yaydan ince olanı hafif ortam, kalın olanı ağır ortam olarak nitelendirilir. Dalga kaynağında oluşup bir ortamda; hareket eden atmaya gelen atma, bu ortamdan farklı bir ortama geçen atmaya iletilen atma ya da geçen atma, aynı ip üzerinde geriye dönen atmaya ise yansıyan atma denir.

Hafif ortamdan ağır ortama geçen atmalarda;
– Atmanın bir kısmı hafif ortamda geri yansırken bir kısmı ağır ortama geçer.
– Yansıyan atma gelen atma ile zıt yönlüdür.
– İletilen atma gelen atma ile aynı yönlüdür.
– İletilen ve yansıyan atmaların genlikleri, gelen atmanın genliğinden daha küçüktür.

 

Ağır ortamdan hafif ortama geçen atmalarda;
– Atmanın bir kısmı ağır ortamda geri yansırken bir kısmı hafif ortama geçer.
– İletilen atma gelen atma ile aynı yönlüdür.
– İletilen atmanın genliği gelen atmanın genliğinden küçüktür.

 

 

İki dalganın, aynı ortamın herhangi bir bölgesinden aynı anda geçmesi olayına girişim denir.
Bir ipin karşılıklı uçlarında oluşan, aynı yönlü ve eşit genlikli atmalar ip üzerinde bir bölgede karşılaştığında, karşılaşma bölgesinde atmaların genlikleri toplamına eşit genlikte yeni bir atma oluşur. Geçişmeden sonra atmalar ilk şekline dönerek ip üzerinde ilerlemeye devam eder. Aynı yönlü atmaların üst üste gelmesi sırasında oluşan girişime yapıcı girişim denir.

 

Birbirine paralel su dalgalarına doğrusal dalga, halkalar şeklinde oluşan dalgalara dairesel dalga denir.

 

Dalga leğenindeki suya üstten ışık gönderildiğinde leğeninin altındaki kartonun üzerinde dalgaların gölgesi oluşur. Karton üzerindeki hafif karanlık bölgeler dalga tepelerinin gölgesi, hafif karanlık bölgeler ise dalga çukurlarının gölgesidir.

 

Doğrusal su dalgaları dalga kaynağına dik doğrultuda ilerler. Dairesel su dalgaları ise yarıçap doğrultusunda yani dalga kaynağının çevresinde her yönde ilerler.

 

Işık ışınlarının yansıtıcı yüzeylerden yansıması belli kurallara göre gerçekleşir. Yansıma kanunları adı verilen bu kanunlar şu şekilde ifade edilir.

1. Gelen ışın, normal ve yansıyan ışın aynı düzlem üzerindedir.
2. Gelme açısı yansıma açısına eşittir.

 

Su dalgalarının yansıması ışık ışınlarının yansımasına benzetilebilir. Düzlemsel engele, normal doğrultusunda gelen doğrusal su dalgaları aynı doğrultuda geri yansır

 

Normal ile belli bir açı yaparak düzlemsel yüzeye gelen doğrusal su dalgaları gelme açısına eşit yansıma açısıyla yansır.

 

Tümsek yüzeye gelen doğrusal su dalgaları engelin arkasında, engel ile odak noktası arasındaki bir kaynaktan geliyormuş gibi yansır.

 

Bir kaynakta oluşan dairesel su dalgaları düzlemsel bir engel ile karşılaştığında sanki engelin arkasındaki bir noktadan geliyormuş gibi dairesel olarak yansır.

 

Parabolik engelin merkez noktasından engelin çukur yüzeyine gelen dairesel su dalgaları yansıdıktan sonra tekrar merkez noktasında toplanır.

 

Merkez noktası ile odak arasındaki kaynaktan parabolik yüzeyin çukur yüzeyine gelen dairesel su dalgaları yansıdıktan sonra merkez dışındaki bir noktada toplanır.

 

Odak noktasındaki bir kaynaktan çukur engele gelen dairesel su dalgaları doğrusal dalgalar şeklinde yansır

 

Odak noktası ile çukur engel arasındaki bir kaynaktan gelen dairesel su dalgaları sürekli büyüyerek yansır. Yansıyan dalgalar çukur engelin arkasındaki bir kaynaktan geliyormuş gibidir.

 

 

Frekansı ve dalga boyu bilinen bir dalganın hızı, v = f . lamda eşitliği kullanılarak hesaplanabilir.

 

Dalga, sürekli hareket hâlinde olduğundan hızın hesaplanması için gerekli olan frekans, periyot ve dalga boyu gibi değişkenlerin ölçülmesi kolay olmaz. Bunun için stroboskop adı verilen basit araçtan yararlanılır. Merkezinde bulunan bir eksen etrafında dönebilen ve üzerinde eşit aralıklarla açılmış yarıklar bulunan daire şeklindeki araca stroboskop denir.

 

 

Stroboskobun yarıklarından periyodik dalgaları gözlemleyen biri, straboskobu uygun hızda döndürürse dalgaları hareket etmiyor gibi görür. Bu sırada art arda iki dalganın geçiş süresi ile stroboskobun art arda iki yarığı arasındaki mesafe kadar dönme süresi birbirine eşit olur.

 

İnsan kulağı, frekansı 20 Hz ile 20 000 Hz arasında olan sesleri duyabilir. Bu frekans aralığı işitilebilir bölge olarak adlandırılır. Ses dalgaları frekanslarına göre üçe ayrılır:

1. İşitilebilir Dalgalar: İnsan kulağının duyarlılık sınırları içinde
olan dalgalardır. Bu sesler müzik aletleri, boğazımızdaki ses telleri
veya hoparlör gibi değişik yollarla oluşturulabilir.
2. Ses Altı (Infrasonic) Dalgalar: İşitilebilir sınırın altındaki frekanslarda
olan boyuna dalgalardır. Deprem dalgaları bu dalgalara
örnektir.
3. Ses Üstü (Ultrasonic) Dalgalar: İşitilebilir sınırın üstündeki
frekanslarda olan boyuna dalgalardır. Köpekleri çağırmak için
kullanılan bazı düdük seslerini biz duyamadığımız hâlde bu sesler
köpekler tarafından kolayca duyulabilir.

 

Sarkaç ya da salıncak gibi bir sistemin kendi hâline bırakılması sonucu bir süre sonra durması şekildeki salınıma doğal salınım denir.

 

Salınım yapan bir sisteme periyodik aralıklarla kuvvet uygulanması durumunda sistem maksimum genlikle salınmaya başlar. Bu olaya rezonans denir. Rezonans, iki farklı titreşimin frekanslarının eşitlenmesi durumunda oluşur. Örneğin, bazı hoparlörlerde oluşan kulağı rahatsız edici uğultu veya cızırtı, hoparlörün kutusu ya da konisinin titreşim frekansının bir müzik notası ile çakışmasından kaynaklanır.

 

Sesin bir engele çarparak kaynağının bulunduğu yere dönmesi olayına yankı denir.

 

Yer kabuğunu oluşturan levhalarda meydana gelen kırılma ya da kaymalar sonucunda oluşan depremlere tektonik deprem denir. tektonik depremler, yıkım etkisi en fazla olan depremlerdir. Dünya’da meydana gelen depremlerin büyük bölümü tektonik depremlerdir. Yanardağlardan volkanların fışkırması sırasında meydana gelen patlamalardan kaynaklanan depremlere volkanik deprem adı verilir. Ülkemizde faal durumda olan yanardağ bulunmadığından, volkanik deprem oluşmaz. Yer altındaki boşlukların, kömür ocaklarındaki galerilerin ya da yer altındaki tuzların erimesi sonucunda oluşan boşlukların çökmesi sırasında oluşan depremlere çöküntü depremleri denir.Volkanik ve çöküntü depremlerinin yıkım etkisi tektonik depremlere göre çok azdır.

Deprem, titreşim sonucunda meydana gelen bir dalga olayıdır. Depreme neden olan dalgalara deprem dalgaları (sismik dalgalar) denir.

 

Işık şiddeti bir ışık kaynağının birim zamanda (1 saniyede) yaydığı ışık enerjisinin bir ölçüsüdür. Işık şiddeti I sembolü ile gösterilir, birimi Candela (Kandela) dır. Kandela kısaca cd şeklinde gösterilir.

 

Işık akısı, bir ışık kaynağından birim zamanda çıkan ışın miktarının bir ölçüsüdür. Işık akısı Φ (fi) sembolü ile gösterilir. Birimi lümen’dir. Lümen kısaca lm şeklinde gösterilir.

 

Birim yüzeye dik olarak düşen ışık akısına aydınlanma şiddeti denir.Bir yüzeyde oluşan aydınlanma şiddeti ışık şiddeti ile doğru orantılıdır. Bir yüzeye dik doğrultuda gelen ışığın ışık şiddeti iki kat artırılırsa aydınlanma şiddeti de iki kat artar.

 

Dünya, Güneş ile Ay’ın arasında olacak şekilde Ay’ın, Güneş’e göre Dünya’nın arka tarafındaki tam gölgeye girmesinden dolayı Güneş ışığını alamaması olayına Ay tutulması denir.

 

 

Ay’ın gölgesinin Dünya üzerine düşmesine bağlı olarak gölgede kalan bölgelerin Güneş ışığını alamaması olayına Güneş
tutulması denir.

 

Bir ışık kaynağından çıkan ışınların herhangi bir yüzeye çarparak doğrultu
değiştirmesine yansıma denir. Düzgün yansıma ve dağınık yansıma olmak üzere iki çeşit yansıma vardır. Bir ışık kaynağından çıkıp herhangi bir yüzeye çarpan ışınlara gelen ışın, yüzeyden çevreye dağılan ışınlara yansıyan ışın denir.

 

 

Birbirine paralel durumdaki ışınların yüzeyden yansıdıktan sonra paralellikleri bozulmuyorsa bu şekildeki yansımaya düzgün yansıma denir. Düz ayna ya da durgun su yüzeyi gibi yüzeylerde düzgün yansıma gerçekleşir. Birbirine paralel durumdaki ışınların yüzeyden yansıdıktan sonra paralellikleri bozuluyorsa bu şekildeki yansımaya dağınık yansıma denir. Pürüzlü yüzeylerde dağınık yansıma gerçekleşir.

 

 

Işıkta yansıma, yansıma kanunları adı verilen belli kurallara göre gerçekleşir. Yansıma kanunları şu şekilde ifade edilir.
1. Gelen ışın, normal ve yansıyan ışın aynı düzlem üzerindedir.
2. Gelme açısı daima yansıma açısına eşittir.

 

Düz aynada görüntünün özellikleri şu şekilde ifade edilir:
• Görüntünün boyu cismin boyuna eşittir.
• Görüntünün aynaya uzaklığı cismin aynaya uzaklığına eşittir.
• Görüntü cisimle aynı yönlüdür.
• Görüntü sanaldır.

 

Çukur Aynalarda Özel ışınlar
1. Asal eksene paralel gelen ışın odaktan geçecek şekilde yansır.
2. Merkezden geçerek gelen ışın aynı doğrultuda geri yansır.
3. Tepe noktasına gelen ışın asal eksen ile aynı açıyı yapacak
şekilde (asal eksene göre simetrik) yansır.
4. Odak noktasından geçerek gelen ışın asal eksene paralel
yansır.

 

 

Tümsek Aynada Özel Işınlar
1. Asal eksene paralel gelen ışın uzantısı odaktan geçecek
şekilde yansır.
2. Uzantısı merkezden geçecek şekilde gelen ışın aynı doğrultuda
geri yansır.
3. Tepe noktasına gelen ışın asal eksen ile aynı açıyı yapacak
şekilde (asal eksene göre simetrik) yansır.
4. Odak noktasından geçecek şekilde gelen ışın asal eksene
paralel yansır.

 

 

Işığın boşluktaki hızının (c) belli bir saydam ortamdaki hızına (v) oranına o saydam ortamın kırılma indisi (kırıcılık indisi) denir. Kırılma indisi kısaca n ile gösterilir.

Kırıcılık indisi = ışığın boşluktaki hızı / ışığın ortamdaki hızı

 

Kırılma indisi bağıl ve mutlak kırılma indisi olmak üzere iki farklı şekilde ifade edilir. Bir ortamın boşluğa göre kırılma indisine mutlak kırılma indisi, iki ortamın birbirine göre kırılma indisine bağıl kırılma indisi denir. Örneğin, sudan cama geçen ışın için camın suya göre kırılma indisi ışığın sudaki hızının camdaki hızına oranına eşittir.

 

 

Snell Yasası: Işığın ortamlar arası geçişinde gelme açısının sinüsünün kırılma açısının sinüsüne oranı daima sabittir.

 

Kırılma olayında kırılma açısının büyüklüğüne etki eden ikinci değişken de ışığın ortamlardaki ilerleme hızıdır. Işığın ilerleme hızı düşük olan bir ortamdan ilerleme hızı büyük olan ortama geçişinde kırılma açısı daima gelme açısından büyük olur. İlerleme hızının büyük olduğu ortamdan küçük olduğu ortama geçişte de kırılma açısı gelme açısından küçük olur. Örneğin, ışığın sudaki hızı camdaki hızından daha büyüktür. Sudan cama geçişte kırılma açısı gelme açısından küçük, camdan suya geçişte ise kırılma açısı gelme açısından büyük olur

 

Yansıma olayının yansıma kanunları ile ifade edildiğini hatırlayalım. Benzer şekilde kırılma olayı da kırılma kanunları adı verilen kanunla ifade edilir.
Kırılma kanunları şu şekilde ifade edilir:
1. Gelen ışın, normal ve kırılan ışın aynı düzlem üzerindedir.
2. Gelme açısının sinüsünün kırılma açısının sinüsüne oranı
daima sabittir.
Bir ortamın kırılma indisi ortamın yoğunluğu ile orantılıdır. Yani kırılma indisi büyük olan ortamın yoğunluğu da büyüktür.

 

Işığın bir ortamdan kırılma indisi daha küçük olan başka bir ortama geçişi sırasında gelme açısı büyütülürse kırılma açısı da büyür. Gelme açısı belli bir değere ulaştığında kırılma açısı 90° olur. Bu durumda kırılan ışın iki ortamı birbirinden ayıran yüzeyi yalar. Kırılma açısı 90° iken gelme açısının büyüklüğüne sınır açısı denir. Gelme açısının sınır açısından büyük olması durumunda ışınlar diğer ortama geçemez ve bulunduğu ortamda yansımaya uğrar. Sınır açısından büyük gelme açısı ile gelen ışınların bulunduğu ortamda yansımasına tam yansıma denir.

 

Kırılma indisi küçük olan ortamdan kırılma indisi büyük olan ortama bakan bir gözlemcinin kırılma indisi büyük ortamdaki cismi gördüğü uzaklığa (yüksekliğe) görünür uzaklık (görünür derinlik) denir. Görünür uzaklığın büyüklüğü ortamların kırılma indisleri arasındaki farka ve gözlemcinin bulunduğu yere göre değişir. Kırılma indisi büyük olan ortamdan kırılma indisi küçük olan ortama bakıldığında ortamdaki cisimler, olduğundan daha uzakta görünür. Yani görünür uzaklık artar. Bu yüzden Ay ya da Güneş görünenden daha uzaktadır.

 

Işıkta; kırmızı, mavi ve yeşil renkler ana renkler olarak adlandırılır.

Kırmızı + mavi + yeşil = Beyaz ışık

 

Ana renklerin aynı orandaki ikili karışımlarından oluşan renklere ara renkler denir. Ara renkler sarı, cyan ve magentadır.
Kırmızı + mavi = Magenta
Kırmızı + yeşil = Sarı
Mavi + yeşil = Cyan

Göze, aynı anda ve eşit miktarda geldiğinde beyaz renk algısı oluşturan ya da birleştikleri zaman beyaz rengi veren renk çiftlerine birbirinin tamamlayıcısı denir. Kırmızı ve cyan, yeşil ve magenta, mavi ve sarı renk çiftleri birbirinin tamamlayıcısı olan renklerdir. Buna göre iki ana rengin karışımı sonucunda oluşan ara renk karışıma katılmayan ana rengin tamamlayıcısı olur.

Kırmızı + cyan = beyaz ışık
Mavi + sarı = beyaz ışık
Yeşil + magenta = beyaz ışık

Resim dersinde öğrendiğimiz ana renkler ışığın ana renklerinden farklıdır. Resim derslerinde kullanılan renklere boya renkleri denir. Boya renklerindeki ana renkler kırmızı, mavi ve sarıdır. Diğer renkler bu renklerin ikili karışımlarından elde edilir.

 

Boya renklerindeki ana renklerin üst üste getirilmesi durumunda beyaz renk oluşmaz. Işıktaki renklerin tersine boya renklerinde ana renkler üst üste getirildiğinde siyah renk oluşur. Boya renklerinde ana renklerin ikişerli olarak eşit oranda karışımından oluşan renklere ara renkler ya da yardımcı renkler denir.

Boyada yeşil, turuncu ve mor renkler ara renklerdir.
Kırmızı + sarı = Turuncu
Mavi + sarı = Yeşil
Mavi + kırmızı = Mor

Işık renklerinde kırmızı ve yeşil renklerin karışımından sarı rengin oluştuğunu biliyoruz. Yani ışık renklerinde sarı ara renktir. Buna karşılık boya renklerinde sarı ana renktir.

 

 

Beyaz ışığın prizmadan geçişi sırasında oluşan renk bantlarına spektrum, renklerin yelpaze şeklinde
dağılmasına da spektruma dağılma denir. Prizmadan geçiş sırasında dağılma miktarı prizmanın yapımında kullanılan malzemenin (cam, elmas gibi), cinsine ve renklerin kırılma indislerine bağlıdır.

 

 

Bir mercekte asal eksenin merceği kestiği noktaya optik merkez denir. Optik merkez O ile gösterilir. Optik merkezden kenarlara doğru gidildikçe incelen merceklere ince kenarlı mercek, optik merkezden kenarlara doğru gidildikçe kalınlaşan merceklere kalın kenarlı mercek denir.

 

Merceklerde odak uzaklığı diyoptri birim ile ifade edilir. Özellikle gözlük numaralarında odak uzaklığı yerine diyoptri kavramı kullanılır.

 

İnce Kenarlı Mercekte Özel Işınlar
1) Optik eksene paralel gelen ışın kırıldıktan sonra odak noktasından geçer.
2) Optik merkezden geçen ışın kırılmaya uğramadan geçer.
3) Odaktan geçerek gelen ışın kırıldıktan sonra optik eksene paralel gider.

 

 

Kalın Kenarlı Mercekte Özel Işınlar
1) Optik eksene paralel gelen ışın kırıldıktan sonra uzantısı ikinci odaktan geçer.
2) Optik merkezden geçen ışın kırılmaya uğramadan geçer.
3) Uzantısı birinci odaktan geçecek şekilde gelen ışın kırıldıktan sonra optik eksene paralel gider.

 

Gözü incelerken üç tabakaya dikkat etmek gerekir. Bunlardan birincisine sert tabaka adı verilir. Sert tabakanın en önemli özelliği gözü korumasıdır. Beyaz renkte olmasına karşın gözün ön kısmındasaydamlaşarak ışığın geçmesine olanak sağlar. Bu yapıya kornea (saydam tabaka) denir. İkinci tabaka damar tabaka adını alır. Gözü besleyen kan damarları bu tabakada bulunur. Damar tabaka gözün ön kısmında düzleşerek irisi oluşturur. İris gözün renkli kısmıdır. İris fotoğraf makinesinde ışığı ayarlamaya yarayan diyafram gibi göze giren ışık miktarını otomatik olarak ayarlar. İrisin ortasında ışığın göze girmesini sağlayan küçük deliğe göz bebeği denir. Göz bebeği siyah renkli olduğu için ışığı yansıtmaz. Işığın şiddetine göre açılıp kapanabilme özelliğine sahiptir.

Üçüncü tabakaya ağ tabaka adı verilir. Ağ tabakanın en önemli özelliği beyinden ve diğer tabakalarından gelen sinirlerin bir örümcek ağı gibi çevrelenmesidir. Göz merceği bu tabakada bulunur. Göz merceğini tutan kirpiksi kaslar merceğin boyutlarını değiştirerek göz uyumunu sağlar.

 

 

 

 

Yakındaki bir cismi net olarak görebilmek için göz kasları büzülür ve merceğin merkezinin kalınlaşmasını sağlar. Bu durumda odak uzaklığı kısalır ve yakındaki cisimlerin görüntüsü retina üzerinde oluşur. Cisimleri net olarak görebilmek için göz merceğinin kalınlığının ayarlanmasına uyum sağlama (odaklanma) denir. Gözün net bir şekilde odaklanabileceği en yakın uzaklık, gözün yakın noktası olarak adlandırılır. Küçük çocuklar için bu uzaklık 10 cm’ye kadar düşebilirken, genç yetişkinler için genellikle 25 cm’dir. İnsanlar yaşlandıkça uyum sağlama yeteneği azalır ve gözün yakın noktası artar. Bir insan için bir cismin net olarak görülebileceği maksimum uzaklığa ise uzak noktası denir.

 

 

Çoğu insanın gözü 25 cm’den sonsuza kadar olan aralıkta uyum sağlayamayabilir ya da gözde bazı kusurlar olabilir. Yaygın olarak karşılaşılan göz kusurları miyopluk, hipermetropluk ve astigmatlıktır. Bu göz kusurları merceklerle (gözlük ya da kontak lenslerle) büyük ölçüde düzeltilebilir. Miyop göz kusurunda gözler, sadece yakındaki cisimlere odaklanabilir. Uzaktaki cisimler net olarak görülemez. Hipermetrop göz kusurunda göz, yakındaki cisimlere odaklanamaz. Uzaktaki cisimler net olarak görülebildiği halde yakın nokta “normal” den büyük olur ve bu durum okumayı güçleştirir. Hipermetropluğa benzer başka bir göz kusuru da Presbitlik olarak adlandırılır. Yatay çizgilerin dikeylerden farklı bir düzlemde görülmesi şeklindeki göz kusuruna astigmatlık denir. Örneğin, bir pencerenin yatay ve dikey kısımları aynı anda net olarak görülemez.

 

Miyopluk: Genellikle göz yuvarının çok uzun olmasından, bazen de korneanın eğriliğinin fazla olmasından kaynaklanır. Her iki durumda da uzaktaki cisimler retinanın önünde odaklanır. Paralel ışınların ıraksamasını sağladığından ıraksak (kalın kenarlı) mercek kullanılarak görüntünün odakta oluşması sağlanabilir.

 

Hipermetropluk: Hipermetropluk genellikle göz yuvarının çok kısa olmasından, bazen de korneanın eğriliğinin yeterli olmamasından kaynaklanır. Yakınsak (ince kenarlı) mercek kullanılarak düzeltilebilir.

 

 

Genellikle yaşlılığa bağlı olarak gözün uyum yapma yeteneğinin ve uzak noktanın azalması şeklinde ortaya çıkan göz kusuruna presbit göz kusuru (presbitlik ) denir. Presbitlik ince kenarlı merceklerle düzeltilebilir.

Astigmatizm: Genellikle korneanın simetrik küresel olmayıp,
bir düzlemde diğerinden daha eğri olduğu durumlarda oluşan bir
göz kusurudur. Silindirik yüzeyli merceklerle düzeltilebilir.
Göz kusurlarını düzeltmede kullanılan mercekler genelde güçleri
ile tarif edilir. Bir merceğin odak uzaklığının metre cinsinden
tersine yakınsama (merceğin gücü) denir. Yakınsama kısaca Y ile
gösterilir ve diyoptri birimi ile ifade edilir. Y = 1 / f   kalın kenarlı mercek ise –

 

 

KATI BASINCI

-Basıncın birimi Newton/Metrekare dir.

-Basınç skalerdir.

-Katılar ve sıvılar ağırlıklarından dolayı,gazlar hareketliliğinden dolayı basınç uygular.

-Hava üflenen balonun şişmesi basıncın ispatıdır.

-Yerçekimsiz ortamda ağırlık olmayacağından , ağırlıktan kaynaklanan basınç da oluşmaz.(Katı ve sıvı basıncı)

-Cisimler dik kesitli parçalara ayrıldığında basınçları değişmez.

-Eğimli yüzeyde oluşan basınç yatay yüzeyde oluşan basınçtan azdır.

-Trenlerin tekerlek sayısının çok olması ağırlığından dolayı raylara zarar vermemesi içindir.

-Traktörün arka tekerleğinin geniş olması toprağa batmaması içindir.

-Kramponların altındaki dişler yüzeye batar ve kaymayı önler.

-Pizoelektrik olayı bazı kristal türlerinin üzerine basınç uygulandığında kristalin bir yüzünde pozitif diğer yüzünde negatif yüklerin çıkmasıyla beliren olaydır.Bu yüklerin belirmesi iki yüzey arasında elektriksel potansiyel fark oluşması demektir.Bu kristallere uygulanan basınç büyüdükçe elektrik potansiyeli artar.

-Pizoelektriğin kullanıldığı yerler : çakmak , kristal miktpfpn , radyo vericilerindeki frekans kontrolünde , sonar cihazları , hassas teraziler.

-Hassas terazilerin çalışma prensibi : cisim konulur , ağırlıktan dolayı basınç , basınçtan dolayı elektrik potansiyeli ortaya çıkar.Ortaya çıkan potansiyel dijital ekranda ağırlık olarak okunur.

 

SIVI BASINCI

-Vücudumuzda kan basıncı tansiyon olarak adlandırılır.

-Çok derinlere dalan dalgıçların su yüzeyine aniden çıkınca kanlarında çözünen havanın basınç değişiminden dolayı birden bire damarlarında azot kabarcıklarına dönüşmesi ve buna bağlı zarar görmelerine vurgun yeme olayı denir.

-Sıvının yüzeyine uygulanan basınç bu sıvı tarafından sıvının temas ettiği tüm noktalara aynen ve dik olarak iletilir.

-Sıvılar sıkıştırılamaz kabul edilir.

-Sıkışmazlık özelliği basıncı iletmelerini,akışkanlık özelliği her noktaya iletilmesini sağlar.

-Sıvının basınç iletme özelliği hidrolik frenler,vinçler,itfaiye merdivenleri,emme basma tulumbalarında kullanılır.

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
Reklam Engelleyici Tespit Edildi

Sitemizde sizi rahatsız edecek reklamlar gösterilmez. Tüm reklamlar Google politikalarına uygundur.

Lütfen AdBlock vb. reklam engelleyici eklentiler için sitemizi istisna olarak ekleyin veya devre dışı bırakın. Sonra sayfayı yenileyip sitemizde gezebilirsiniz.

İyi Çalışmalar Dileriz

www.unikampus.net

 

Close