Notlar

TYT-YKS Felsefe Notu – 3

Pozitivizm (Olguculuk) : Doğa bilimlerinin hızlı bir biçimde geliştiği 19. yüzyılda doğmuştur. Felsefi sistemler yaşadıkları çağın özelliklerinden etkilenerek biçimlenir. Pozitivizm de 19.yüzyıla damgasını vuran doğa bilimlerinden etkilenerek doğmuştur. Pozitivizm ancak duyu verilerine ve deneye dayanan olgusal dünyanın bilinebileceğini ve bu bilgiye de bilim aracılığı ile ulaşılabileceğini savunur.

 

Temsilcisi:

  • Auguste Comte: Pozitivizmin kurucusu Comte’a göre, insan yalnızca, duyu verilerine dayanan dış dünyayı bilebilir. Deneyle denetlenemeyen her türlü felsefi soru anlamsızdır. Bu yüzden, olguların arkasında yatan nedenler değil, olguların arasındaki ilişkilerin bilgisine ulaşmayı amaçlamak gerekir. Felsefe, deney sonuçlarını sistemleştirerek ahlak, din, siyaset gibi alanlarda kullanmalıdır. Felsefenin görevi bilimin içine karışan metafizik unsurları, bilimden ayıklamak olmalıdır. Comte, insanlığın bilimin egemen olduğu pozitif döneme ulasana dek üç asamadan geçtiğini söyler. Comte’un bu görüsüne üç hal yasası denir:

 

  • Teolojik dönem: İlkel toplumlar dünyayla ilgili tüm soruların yanıtlarını tanrıda ve tanrısal güçlerde aramışlardır. Teolojik dönemin ürünü dindir.
  • Metafizik dönem: Bu dönemde insanlar dünyayı soyut güçlerle açıklamaya çalışmış ve felsefe bu döneme damgasını vurmuştur.
  • Pozitif dönem: Bu dönemde insan dünyayı doğa yaşanır ile açıklama yolunu seçmiştir, tüm soruların yanıtları bilimde aranmıştır.

 

Analitik Felsefe: Analitik felsefe, felsefeye bilimlerin dilini analiz etmek işlevi yükler. Böylece felsefe, düşünsel bir etkinlik alanı olmaktan çıkarılır, yalnızca dil analizleri yapan bir alan haline getirilir. Felsefe, bilimlerin dilini çözümleyecek, onların kavram yapılarını araştıracaktır. Bunu yaparken de sembolik mantığı kullanacaktır. Neo pozitivizm (yeni pozitivizm) ya da mantıkçı Empirizm adıyla da anılan analitik felsefe, felsefeyi modern (sembolik) mantık alanı olarak görür.

 

Temsilcisi:

 

Ludwig Wittgenstein, Schlick, Rudolf Carnap ve Reichenbach’ dir.

 

 

Ludwig Wittgenstein: Wittgenstein’ e göre, dilin sinirleri ile gerçekliğin ve düşüncenin sınırları aynıdır. O halde dilde kullanılan anlamlı önermeler gerçekliğin yansımalarıdır. Varlık ancak dili bilmekle olasıdır. Bu nedenle doğruya dil analizleri ile ulaşılır.Dil ile anlatılamayan konularda susmak gerekir.

 

 

Entüisyonizm (Sezgicilik) : Kesin ve değişmez bilgilere sezgi aracılığı ile ulaşılabileceğini savunan akım entüisyonizmdir.

 

 

Temsilcileri:

 

  • Henri Bergson: Bergson’ a göre doğru bilgiye sezgi ile ulaşılır. İnsanları bilgiye ulaştıran iki yeti vardır. Zekâ ve içgüdü. Zekâ, madde dünyasının durağan (statik) halini kavratır. İçgüdü, sürekli hareket ve değişim içinde olan gerçek yaşamı kavratır. Böylece madde dünyasının anlık bilgilerini veren zekâ ile değişen yaşamın bilgilerini veren içgüdünün birleşmesinden sezgi oluşur ve insan kesin ve değişmez bilgilere ulaşır. Zekâ + İçgüdü = Sezgi

 

  • Gazali: Orta Çağ İslam dünyasında Gazali sezgiyi hakikate götüren tek kaynak olarak kabul eder. Gazali ’ye göre duyularla elde edilen verilere güvenilmez. Akıl da her konuyu kavramada yetersiz kalır. Nitekim akla dayalı bütün felsefi sistemler birbiri ile çatışmaktadır. Gazali ’ye göre kesin bilgiye imanla ulaşılır ama akla da gereksinim vardır. Bilginin temelinde akil olmasına karsın, onu kesin bilgiye dönüştüren “iman” dır. İman’a dayanan din, akla dayanan felsefeden her zaman üstündür. Kesin bilgi, Tanrı bilgisidir. Tanrı bilgisine de iman ve sezgiyle ulaşılır.

 

 

Pragmatizm (Faydacılık) : Bilgiye fayda açısından yaklaşan pragmatizm bir yaşam felsefesidir. Amerika Birleşik Devletleri ’nde doğan bu akim, felsefi bir akim olmanın ötesinde geniş halk kitlelerinin yasam biçimine dönüşmüştür. Temeli İlkçağ filozoflarından sofistlere kadar inen pragmatizm bilgiyi faydaya dayandırır. Pragmatizme göre, ne ki faydalıdır o bilgidir, ne ki bilgidir o faydalıdır.

 

Temsilcileri:

 

 

  • William James: İnsanın temel amacının kendini korumak olduğunu söyleyen W. James bilgiye de bu açıdan yaklaşır. Ona göre doğrular pratik yaşam içinde, eylem içinde oluşur. Doğruluğun ölçütü faydadır. Bilimlerin verileri, pratik yaşamamızı kolaylaştırıyorsa, bilgidir. Yaşamda insanların gereksinimlerini sürekli değişir. Bu yüzden doğrulukta bu değişime paralel olarak değişir.

 

  • John Dewey: John Dewey’e göre düşünce, doğadan yararlanmayı sağlayan, mutlu olmayı öğreten bir araçtır. Dewey, insanın biyolojik işlevlerinden yola çıkarak, bilgiye çevreye uyum sürecini sağlayan bir araç olarak bakar. Pragmatizm felsefeyi metafizik sorunların dışına taşıyarak yaşanan olgularla sınırladığından pozitivizme yaklaşır. Ancak faydanın zamanla değişebileceğinden söz etmesi de bu akımın relativist yönünü ön plana çıkarır.

 

Fenomenoloji (Görüngübilim) : Fenomenoloji, pozitivizmin duyusal verileri yani olguları ön plana çıkaran anlayışına karşı “genel objeler” in ruhsal (tinsel) olarak kavranabileceği anlayışını ortaya koyar. Görünenler (fenomenler) içinde bulunan “öz” doğru bilgidir ve bu “öz” ancak bilinçle kavranır.

 

Temsilcisi:

  •  Edmund Husserl: Husserl, fenomen kavramını olay karşılığında değil, görünenlerin içindeki öz olarak kullanır. Bu yüzden ona göre, gerçek bilgiye özden ulaşabilir. Bilginin bir yanında özne (Subje), diğer yanında nesne (obje) vardır. Özne, nesne dünyasındaki özleri bilebilir ve bu özler özneye önceden verilmiştir. Bilgiye ulaşmak için duyuların sağladığı verilerden vazgeçip, bilinci ve özü incelemek gerekir. Husserl, felsefenin bütün bilimlerin özlerini ortaya koyan bilimler bilimi işlevini de üstlenmesini ister.

 

Doğru Bilginin Olanaksızlığı: İnsanın açık, kesin ve mutlak bilgiye ulaşamayacağını savunan felsefi sistemler, Sofizm, Septisizm (Kuşkuculuk) ve Akademi kuşkuculuğu akımlarıyla karşımıza çıkar.

 

 

Sofizm: Sofist felsefe MÖ. 5. yüzyılda, doğa filozoflarına tepki olarak doğar. Sofistlere göre duyu verileri insanlara göre değiştiğinden kesin bilgilere ulaşmak olanaksızdır. Bu yüzden bilgi görelidir (relatiftir).

 

  • Protagoras’a göre insan her şeyin ölçüsüdür.
  • Gorgias ise “Hiçbir şey yoktur. Olsa bile bilinemez. Bilinse bile başkasına aktarılamaz.” diyerek doğru bilginin olanaksızlığını dile getirmiştir.

 

Septisizm (Kuşkuculuk, Şüphecilik) : Kuşkucu Pyrhon (Piron), verilen her yargının çelişiği için de güçlü nedenler olduğunu söyleyerek, hiçbir konuda kesin yargıya varılamayacağını ileri sürer. Duyumcu (Sensüalist) kuşkuculardan Sextus Empricus ’ a göre doğru bilgi olanaksızdır. Çünkü ;

 

  • Aynı şeyler farklı insanlarda farklı etkiler yapar.
  • Her insan duyu bakımından farklı yaratılmıştır.
  • Algılar, içinde bulunduğumuz duruma göre değişir.

 

Septisizmin Eleştirisi: Septisizm hiçbir konuda yargıya varmadan her konuda şüphe ederek yaşamayı savunan uç bir görüştür. Ancak septisizm, dogmatizmin “mutlak doğrucu” anlayışına karşı insan zihnini uyarmış böylece bilimsel şüphenin doğusunun ortamını hazırlamıştır. Bilimde şüphe araç, septisizmde şüphe amaçtır. Bilim, doğru bilgiye ulaşana dek her şeyden şüphe eder. Oysa septikler yaşam boyu her şeyden şüphe etmeyi savunmuşlardır.

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
Reklam Engelleyici Tespit Edildi

Sitemizde sizi rahatsız edecek reklamlar gösterilmez. Tüm reklamlar Google politikalarına uygundur.

Lütfen AdBlock vb. reklam engelleyici eklentiler için sitemizi istisna olarak ekleyin veya devre dışı bırakın. Sonra sayfayı yenileyip sitemizde gezebilirsiniz.

İyi Çalışmalar Dileriz

www.unikampus.net

 

Close