TYT-YKS Felsefe Notu – 2

TYT-YKS Felsefe Notu – 2

 

Felsefenin Ana Konuları

 

Bilgi Felsefesi (Epistemoloji)

    • Bilgi Felsefesinin Konusu: Doğa ve evrenle ilgili sorunlara tanrı ve ruh bağlamında getirilen metafizik açıklamalar duyu organlarının verileri ile açıklanamadığından bilginin kaynağına doğrudan yönelmek gereği doğmuştur. Böylece bilgi, felsefenin ana konularından birini oluşturmuştur.

 

  • Bilgi felsefesinin konuları:

 

  • Bilgi Kuramı (teorisi) : Subje (bilen) ile obje (bilinen) arasındaki ilişkiyi inceleyen bilgi felsefesi alanına bilgi kuramı denir. Subjenin, objeyi incelerken ulaşacağı sonuçlar felsefe açısından tartışmalıdır. Bu tartışmalar bilgi kuramında iki temel çerçevede ortaya çıkmaktadır.

 

  •  Bilgi Kuramının Temel Kavramları
  • Doğruluk (Hakikat) : Bilginin bilgi konusu ile tam uygunluk içinde bulunmasıdır. Bir bilginin doğruluğu, onun kanıtlanabilmesi ile mümkündür. Çünkü doğruluk düşünce ile nesne (obje)’nin uygunluğudur.

 

  • Gerçeklik: İnsan bilincinden bağımsız olarak var olanlardır. Gerçeklik varlığın bir özelliği başka bir deyişle var oluş tarzıdır.

 

  • Temellendirme: Bir yargının doğruluk iddiasının dayanağının gösterilmesidir. Felsefede ileri sürülen her yargı gerekçeleri gösterilerek temellendirilir. Temellendirme yargıları derinliğine ve genişliğine araştırarak yapılır.

 

Bilginin kaynağı : “İnsan bilgiye hangi araçlarla ulaşır?” sorusuna yanıt arar. Bu soruya verilen yanıtlar farklı felsefi sistemlerin doğmasına yol açar. Bilginin kaynağı akıldır, çünkü duyu organlarının bilgisi zorunlu ve kesin değildir diyen rasyonalizme karşı Empirizm, bilginin kaynağı deneydir, doğru ve kesin bilgiye duyu organları aracılığı ile yapılan deney ve gözlem ulaştırır görüsünü savunur.Entüisyonizm (sezgicilik) ise bilginin kaynağının sezgi olduğunu ileri sürer.

 

  • Bilginin değeri: Neleri ne derece bilebiliriz? Bilginin insan yaşamındaki yeri ve önemi nedir? Nelere bilgi demek gerekir? Sorularına bilgi kuramı yanıt arar.
  • Mantık: Doğru bilgiye ulaşmak için düşünceler arasındaki ilişki ve düzeni yöneten ilke ve yasaları saptayan alan mantık (lojik) tir. Mantık doğru düşünmenin kurallarını koyar, ilkelerini saptar. Bilgi kuramı, bilginin objesi ile uygunluğunu temellendirirken mantığın kural ve ilkelerine dayanır.
  • Bilgi Felsefesinin Temel Problemleri (Doğru Bilginin Olanağı Problemi) : Bilgi felsefesinin tartıştığı temel sorun, doğru bilginin olanaklılığı sorunudur. Mutlak, kesin bilgilere ulaşılıp ulaşılamayacağı sorununa verilen yanıtlar iki başlıkta toplanabilir:
  • Doğru Bilginin Olanaklılığı: Mutlak, doğru bilginin mümkün olduğunu savunan sistem ve felsefeciler, doğru bilgiye nereden, nasıl ve hangi araçlarla ulaşılacağı konusunda farklı görüşler ileri sürerler.

 

Rasyonalizm (Akılcılık) : Rasyonalizme göre, zorunlu, kesin ve genel geçer bilgilere ancak akılla ulaşılır. O halde doğru bilginin kaynağı akıldır. Duyu organlarının verileri geçici ve doğruluğu kesin olmayan bilgilerdir ve bu verilere güvenilemez. Felsefe evreni ve insani kavrarken aklı kullanarak doğru bilgilere ulaşabilir.

 

Temsilcileri:

 

  • Sokrates:MÖ. 5. yüzyılda yaşamıştır. Sofist göreliliğe (relativizme) karşı çıkmış, bilgilerimizin doğuştan var olduğunu savunmuştur. Sokrates’e göre öğretmenin görevi yeni bir şey öğrenmek değil insanın aklında saklı olan bilgileri doğurtmaktır. Sokrates’in bu yöntemine diyalektik adı verilir ve karşılıklı konuşmaya, tartışmaya dayanır.

 

  • Platon: Platon’a göre bilginin kaynağı duyu organları olamaz. Çünkü duyu verileri kişilere göre değişir. Oysa matematiğin bilgileri kesindir. Platon’a göre iki türlü dünya vardır: idealar ve görünenler (fenomenler) dünyası. İçinde yasadığımız nesneler dünyası gerçek değildir. Fenomenler dünyası dediği bu dünyanın bilgisi doxa (Sani) dir. Gerçek olan idealar dünyasıdır ve bu dünya ancak akılla kavranır. Duyularla kavradığımız fenomenler dünyası idealar dünyasının bir gölgesi bir kopyasıdır.

 

    • Aristoteles: Aristoteles’e göre idealar nesnelerden bağımsız değildir. İdealar, tek tek nesnelerin özünde tümel kavramlar olarak vardır. Bilginin amacı tekil yani bireysel olanı bilmektir. Çünkü gerçekten var olan tek tek şeylerdir. Ancak tekilin bilgisine genelin bilgisinden yani tümelden ulaşılır. Gerçek bilgi genel yargılara dayanan önermelerdir. Bunun yöntemi de tümdengelim (dedüksiyon) dir.Tümdengelimin en mükemmel biçimi ise kıyastır.

 

    • Farabi: Farabi ’ye göre, bilginin üç kaynağı duyular, düşünce ve akıldır. Düşünme ve akıl yürütme yoluyla tekil bilgiler biçimlendirilerek hakiki bilgiye ulaşılır. Böylece genel geçer ve kesin bilgi elde edilir. Farabi ’ye göre akıl, iyi ve kötüyü, güzel ve çirkini, doğru ve yanlışı birbirinden ayırarak en yüce erdem olan bilgiye ulaşılır; böylece Tanrı ’ ya ulaşmanın da yolunu bulmuş olur.

 

  • Descartes: Descartes, bilgi modeli olarak analiz ve senteze dayanan matematiği benimser. Matematik bilgilerin kaynağı akıldır. Araştırmaları sırasında ünlü “metodik şüphe” yöntemini kullanır. Bu yönteme göre;
  • Her şeyden şüphe ederim
  • Şüphe ettiğimden şüphe edemem
  • O halde şüphenin kaynağı olan kendi varlığımdan şüphe edemem. Düşünüyorum, öyleyse varım
  •  İnsanın Ben ’ inde (Ego) Tanrı kavramı vardır.
  • Tanrı’nın yarattığı evrenin varlığından şüphe etmem.

 

    • Spinoza: Spinoza’da metafiziği ve geometriyi bütün bilimlerin ideal modeli olarak görür. Çünkü metafizik ve geometrinin sonuçları kesin ve zorunludur. Bu özelliği de kullandığı yöntemden gelir. O halde felsefe alanına da bu yöntem uygulanmalı ve felsefede de açık ve seçik bilgilere ulaşılmalıdır. Spinoza “Etika” adli yapıtında felsefi sorunları, tıpkı geometri problemlerini çözer gibi ele almıştır.

 

    • Leibniz: Leibniz ’ de Spinoza gibi matematiğin yöntemini felsefeye uygulamak istemiş, matematik dili kullanarak yapılan bir felsefe düşünmüştür. Duyu verilerini inkâr etmeyen Leibniz, bunların yeterince açık seçik olmadığını savunur. Mükemmel bilgi, matematiğin bilgisi olan rasyonel bilgidir. Çünkü matematiğin kavramları arasındaki ilişkiyi akil kurar. Leibniz’e göre, Tanrı fikri ve aklin ilkeleri, insan zihninde deneyden önce ve doğuştan vardır.

 

  • Hegel: Kesin bilgiye akılla ulaşılabileceğini savunan Hegel, duyu verilerinin varlığın özünü vermeyeceğini savunur. Hegel’e göre, gerçeğe, diyalektik adi verilen “kavram”la ulaşılabilir. Diyalektik, tez, anti-tez, sentez aşamalarından geçerek bilgiyi oluşturur. Önce ide (fikir) kavram olarak vardır (tez). Ide kendi dışına çıkarak doğayı oluşturur (anti-tez). Kendine yabancılaşan ide ahlak, din, hukuk, sanat gibi alanlarda tekrar kendi tinsel (ruhsal) varlığına döner (sentez).

Empirizm (Deneycilik) : Doğru bilgiye duyu verileri ve deneyle ulaşılabileceğini savunan akımdır. İnsan aklında doğuştan bilgi olmadığını ve bilgiye diş dünyadan gelen deney verileri ile ulaşılabileceğini ileri sürer. Bilginin kaynağı deneydir. Empirizm deneye dayanan fiziği temel alır. Empirizmin ilk örnekleri İlkçağda Epiküros ’ta görülür. Ona gör bütün bilgilerin ilk kaynağı duyudur.

 

Temsilcileri:

 

    • John Locke: Locke, rasyonalizme karşı çıkarak insan aklının doğuştan “boş levha” (tabular asa) olduğunu savunur. Boş levha deneyler ve alışkanlıklarla sonradan dolar ve bilgiye dönüşür. Locke’a göre insan aklında doğuştan bilgi yoktur. Locke bilginin oluşumunu hep ikili gruplara ayırarak inceler. Önce bilgiyi oluşturan deney alanını ikiye ayırır:
    • Dış Deney: Dış dünyayı duyularla tanımamızı sağlar.
    • İç Deney: Zihinsel işlemlerle içimizde oluşan olayları bildirir. Dış ve iç deney düşünce ve tasavvurlarımızın (ideal) kaynağıdır. Düşünce ve tasavvurlar da iki biçimde oluşur.
    • Yalın Tasavvurlar: Duyumlar ve ruhsal olaylarla ilgili tasavvurlardır.
    •  Bileşik Tasavvurlar: Yalın tasavvurları birleştirerek düzenleyen, zihin tarafından üretilen tasavvurlardır.
    • İkincil nitelikler: Algılayan subjeye bağlı olarak duyumsanan ve tasavvur edilen niteliklerdir.
    • Birincil nitelikler: Nesnelerin sujeden bağımsız olarak kendiliğinden sahip oldukları özelliklerdir.

 

    • George Berkeley: Empirizmi, doğrudan duyu algısı olarak kabul eder. Duyu algılarının dışındaki bilgi kaynaklarını reddeden Berkeley, zihnin soyutlama gücüyle elde ettiği kavramların bilgi olduğunu da reddeder.

 

    • David Hume: Hume’a göre tek deney alanı vardır. O da dünyayı duyularla tanımamızı sağlayan dış deneydir. Zihinde yalnızca duyumlar ve izlenimler ile fikirler (idealar) vardır. Düşünme ilkelerinin kaynağı da dış dünyadır. Nedensellik ilkesi aklin zorunlu sonucu değil, olayların art arda yaşanmasının yarattığı bir “alışkanlık” ya da “çağrışım” dır. Olaylar arasında objektif bir nedensellik bağı yoktur. Ona göre deneysel bilimler yalnızca olaylar arasındaki ilgiyi saptamalı daha ileriye gitmemelidir.

 

  • Condillac: Empirizmi tümüyle duyumluluğa (sensüalizm) indirger. Condillac’a göre tüm bilgilerin kaynağı duyulardır. Duyu verilerinin dışında hiçbir sonuç bilgi değildir. İnsanınki gibi iç organları olan bir heykelin dışı mermerle kaplı olduğu için hiçbir etkilenimi olmaz. Ancak heykelin mermer kabukları kaldırılınca duyumlar ortaya çıkar. Böylece heykel ruhsal ve zihinsel bir yasama ulaşır.

Kritisizm (Eleştiricilik) : Kritisizm, bilgi teorisine akli inceleyerek yaklaşmaya çalışır. Bunun için de bilgiyi sağlamada aklın rolünü ve deneyin rolünü ayrı ayrı ele alarak rasyonalizmle Empirizmi uzlaştırmak ister.

 

Temsilcisi

 

    • Immanuel Kant: Kant’a göre, “Bütün bilgi deneyle baslar ama deneyden doğmaz.” Deney bilginin ham maddesini sağlar, dolayışı ile deney verileri tek başına bilgi değildir. Deney verilerini bir düzene koymak için akla gereksinim vardır. Akılda, deneyden gelmeyen (a priori) kategoriler (kalıplar) vardır. O halde bilgi, deneyden gelen (a posteriori) verilerin zihinde doğuştan bulunan ve deneyden gelmeyen kategorilerde düzenlenmesi ile elde edilir.

 

 

 

  • UYARI: Kant deneyden gelen bilgi ve verilerini bilginin ham maddesi kabul ederek Empirizm; ancak bu deney verilerinin zihinde doğuştan bulunan kategorilerde işlenerek bilgiye dönüştüğünü kabul ederek de rasyonalizme yaklaşır. Kant ayrıca, doğru ve kesin bilgiye ulaşılabileceğini savunan dogmatizm ile tüm bilgilerin duyu verilerinden kaynaklandığı için göreli olduğunu savunan septisizmi de uzlaştırmaya çalışır. Kant bu uzlaşmayı sağlarken bilgi alanını ikiye ayırır. Fenimenler ve numenler alanı. Fenomenler (görünenler) alanının bilgisi duyu verileriyle oluşur ve nesneler dünyasının bilgisi duyu organları ile kavranır. Bu bilgi insanlara göre değişmez, bu nedenle nesneldir (objektiftir). Ancak duyu organlarının bilgilerinin dışında kalan numenler alanının bilgilerini bilemeyiz. Çünkü bunlar zihinde doğuştan bulunan kategorilere göre biçimlenmez. Numenler alanının bilgisi metafizik bilgilerdir ve metafizik bilgiler kesin değildir. Kant, duyu verilerinin bilgilerinin tüm insanlar için ayni olduğunu savunarak nesnelliği ön plana çıkartıp dogmatizme yaklaşırken, numenler alanının metafizik bilgilerinin göreli (relatif) olduğunu savunarak septisizme yaklaşır.

 

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
Reklam Engelleyici Tespit Edildi

Sitemizde sizi rahatsız edecek reklamlar gösterilmez. Tüm reklamlar Google politikalarına uygundur.

Lütfen AdBlock vb. reklam engelleyici eklentiler için sitemizi istisna olarak ekleyin veya devre dışı bırakın. Sonra sayfayı yenileyip sitemizde gezebilirsiniz.

İyi Çalışmalar Dileriz

www.unikampus.net

 

Close