TYT-AYT Felsefe Özet Bilgiler – 2

Ahlak Felsefesi (Etik)

 

A. Ahlak Felsefesi Kavramları

İyi, kötü, ahlak (moral), ahlaklılık (moralite), ahlaki karar, mutluluk.

 

  • Özgürlük: İnsanın kendi iradesiyle istediğini yapabilmesi ve karar alabilmesidir. İyi veya kötüyü seçebilmesidir.

 

  • Sorumluluk: Bireyin kendi özgür iradesiyle isteyerek yaptığı eylemlerin sonuçlarına katlanabilmesi ve sonuçlarını üstlenebilmesidir.

 

  • Erdem (Fazilet): İradenin ahlaki açıdan iyi ve değerli davranışlara yönelmesidir. Doğru eylemde bulunmak için bir insanın sahip olması gereken niteliklere erdem denir. Birey bu erdemleri pratik hayat içerisinde gerçekleştirirse erdemli olur. Örneğin; cesaret, adalet, bilgelik, doğruluk birer erdemli eylemlerdir. Aşırı uçlardan uzaklaşarak “doğru orta” yı bulma erdemdir.

 

  • Vicdan: İç muhasebe. İnsanın eylemler karşısında sahip olduğu iç duygu ve bilinçtir. İyi ile kötüyü ayırt etme yetisidir.

 

  • Ahlak yasası: Herkesin davranışlarını yönlendiren, düzenleyen ve sınırlayan genel kurallardır.

 

  • Ahlak kuralları: Bir kişi, grup ya da toplum için belirli bir zamanda ve yerde geçerli olan değer yargılarıdır. Ahlak kuralları öznel ve görecelidir. Yani toplumdan topluma ve aynı toplumda zamanla değişebilir.

 

  • Ahlaki eylem: Ahlaki bir değere uygun düşen eylemdir. Bu eylem, ahlak yasalarına uygun ve bilinçli olarak yapılmalıdır.

 

  • Ödev ve Ödev Ahlaki: Temsilcisi Kant. Ödev bir davranışı ahlak yasasına uyarak yapma zorunluluğudur. Ödev; yerine getirmeyi kendi isteğimizle üstlendiğimiz, bir buyruktur. Bir eylem, ödev duygusu içerisinde, hiçbir çıkar veya beklenti içerisine girmeden koşulsuz buyruk ile yapılmış ise ahlakidir.

 

B. İnsan Eylemlerinde Özgür müdür?

 

  • Determinizm: İnsan eylemlerinde özgür değildir.

 

  • İndeterminizm: İnsan eylemlerinde özgürdür.

 

  • Oto Determinizm (Ahlaki Özerklik): İnsan kendi özgürlüğünü kendi yaratır. Özgürlük, insanın kendi ahlaki değerlerini oluşturabilme ve bu değerlere ulaşabilme özgürlüğüdür. İnsan kendi iradesi ile ahlak yasalarını özgürce belirler ve belirlediği bu genel geçer ahlak yasalarına yine kendisi uyar.

 

  • Liberteryanizm (Özgürlükçülük): İnsan eylemleri birtakım kurallara göre ortaya çıkmaz. İnsan eylemlerini belirleyen kurallar olmadığından insan özgürdür. Ayrıca devletin olabildiğince küçülmesi ve insanlara ahlaki kısıtlama yapılmaması gerektiğini savunarak özgürlükleri azamileştirme düşüncelerini savunurlar.

 

  • Fatalizm (Kadercilik, yazgıcılık): Her şey önceden doğaüstü bir güç tarafından belirlenmiştir ve hiç kimse bu yazgıyı değiştiremez. Önceden belirlenmiş bu yazgıdan ötürü birey özgür değildir.

 

C. Evrensel Ahlak Yasası Varlığı Sorunu

1) Evrensel ahlak yasasının varlığını reddedenler:

Hedonizm (Hazcılık): Epiküros, Aristippos. Haz bireysel olarak ortaya çıkan bir hoşlanma duygusudur. Herkesin haz alacağı şeyler farklıdır. Bireyin haz duygusu sadece o kişinin eylemleri için geçerlidir ve evrensel bir özellik taşımaz. Bu yüzden herkes için geçerli evrensel ahlak yasası yoktur.

 

Egoizm (Bencillik): T. Hobbes. Birey “ben sevgisiyle” yani daima ve öncelikle kendisini düşünerek hareket eder. Birey daima yararına, çıkarına uygun olanı yapar. Her insanın çıkarı bir olamaz, bu yüzden evren ahlak yasası olamaz.

 

Anarşizm: Proudhon, Stirner, Bakunin. Anarşizm sınırsız özgürlüğü savunur. İnsan özü itibariyle iyidir, bu durumun devam edebilmesi için insanın özgür olması gerekir. Ahlak ve hukuk kuralları, otorite (devlet) insan özgürlüğünü kısıtlar. Bu da insanın iyi olabilmesine engeldir. Bu nedenle özgürlüğü kısıtlayan her türlü kuralı, yasayı, otoriteyi reddetmek gerekir.

 

Pragmatizm (Yararcılık): W. James ve J. Dewey. En değerli eylem, verdiği iyilik ve yarardır. Eylemin sonucunda yarar varsa, eylem ahlakidir. Bir eylem herkese birden yarar sağlayamayacağı için, evrensel ahlak yasası yoktur.
Egzistansiyalizm (Varoluşçuluk): J. P. Sartre. İnsanın önceden belirlenmiş özü (kaderi) yoktur. Bu özü verecek bir güç (Tanrı) de yoktur. Bu durumda insan tamamen özgürdür. Özgür insan, özünü ve değerlerini de kendi oluşturur. Bu ahlaki değerleri oluşturma herkesi kapsayabilecek bir ahlak anlayışı değildir. Yani evrensel ahlak anlayışı yoktur.

 

Nihilizm (Hiççilik): Gorgias ve Nietzsche. Mevcut değerlerin geleneksel dayanaklarının çöktüğünü söyler. Eski değerler bırakılıp, bütün değerler yeniden kurulmalıdır. Bunu yapacak olan da üstün insandır. Kendi değerini kendisi oluşturabilen insan, kendi ahlakını da kendi oluşturur. Bu nedenle evrensel ahlak anlayışı olamaz.

 

2) Evrensel ahlak yasasının varlığını kabul edenler:

a) Evrensel ahlak yasasını öznel (subjektif) özelliklere dayandıran anlayış: Evrensel ahlak yasaları vardır; fakat bu yasalar Tanrı veya doğa tarafından belirlenmiş değildir. Bu yasalar insana bağlı bir takım özelliklerle ortaya çıkar, insanın yaşamı ve doğası ile ilgili olarak insan tarafından belirlenir. J.Bentham, J. S. Mill ve H. Bergson.

Utilitarizm: Faydacı ahlak anlayışıdır.

Bentham (Utilitarizm): Eylemlerin amacı mutluluktur. En yüce haz “Olabildiğince çok sayıda insana en çok fayda sağlayan hazdır.” Yani buradaki haz toplumun faydası ön planda düşünülerek seçilirse bizi mutluluğa götürür.J. S. Mill (Utilitarizm): “Yalnız tek insan için değil, herkes için yararlı (iyi) olanın gerçekleştirilmesi gerekir.” Herkes için iyi olanı yapmak insanı mutluluğa götürür.

Sezgicilik: Bergson’a göre insan, sezgisine dayanarak hareket ederse iyi olanı yapmış olur, dolayısıyla herkes için iyi gerçekleştirilir.

b) Evrensel ahlak yasasını nesnel (objektif) özelliklere dayandıran anlayış: Evrensel ahlak yasaları vardır, fakat bu yasalar kişiden ve kişisel özelliklerden bağımsız olarak vardır. Yani ahlak yasalarını insan yaşamı ve doğası belirlemez. Bu yasalar insanın dışındadır ve insanın karşısına zorlayıcı ilke olarak veya bir buyruk olarak çıkar. Sokrates, Platon (idealar), Farabi, Spinoza, Kant (Ödev ahlaki)

Sokrates: Kimse bilerek kötülük işlemez, kötülüğün nedeni bilgi eksikliğidir. Kişi duruma göre davranamaz, yani “durum ahlaki” yoktur. Kişiler, durumlar değişmiş olsa da değerler değişmez, çünkü değerler ve yasalar kişilerden bağımsızdırlar.

Platon: Ahlaki eylemlerin amacı “İyilik ideası”na ulaşmaktır. Mutluluk iyilik ideasını gerçekleştirmektir. Ahlakın temeli olan iyi ideasına uygun olan davranış iyi, uygun olmayan davranış ise kötüdür. Ahlak anlayışını, idealar âlemine dayandırarak nesnel ahlak yasasının varlığını savunmuştur

 

 

Sanat Felsefesi (Estetik)

A. Estetik ve Sanat Felsefesi

Estetik; güzelin ne olduğunu sorgulayan ve bunun bilgisine ulaşmaya çalışan felsefe dalıdır. Sanat felsefesi ise, sanatın ne olduğunu sorgulayan, sanatçının etkinliğini ve sanat yapıtlarını inceleyen felsefe dalıdır. Estetik hem doğadaki hem de sanattaki güzeli sorgularken, sanat felsefesi ise sadece sanattaki güzelliği sorgular. Bu bakımdan estetik daha kapsamlıdır.

 

B. Sanat Felsefesinin Temel Kavramları

 

 

  • Estetik tavır: Sanatla uğraşan ve ondan anlayan kişinin sanat eserine karşı gösterdiği tavırdır.

 

  • Estetik haz: Bir öznenin; estetik bir tavırla, estetik nesneye yaklaşması sonucunda duyduğu estetik heyecan veya duygudur.

 

  • Estetik yargı: Öznenin sanat eseri (nesne) hakkında güzel veya hoş olduğu yönünde bir yargıda bulunmasıdır.

 

  • Güzellik: Güzellik bir beğeni yargısıdır. Güzellik estetik öznenin estetik nesneden hoşlanma ve beğeni duygusudur.

 

  • Hoş: İnsanın duygularını okşayan güzelliktir. Zevk veren, beğenilen.

 

  • Yüce: Büyük, ulu, ulvi. Hayranlık uyandıran, ulaşılması zor olan şey.

 

  • Sanat eseri: Sanatçının yaratıcılık ve ustalık sonucu ortaya çıkardığı eser (Bir tiyatro oyunu, bir heykel, bir tablo, bir müzik parçası).

 

C. Sanat Eseri’nin Özellikleri

1-) Sanat eseri kişiseldir. Yani o eseri ortaya koyan kişiden izler taşır.
2-) Sanat eseri yaratıcılık gerektirir.
3-) Sanat eseri, estetik kaygıyla üretilir yani yarar amacı güdülmez (Estetik kaygılılık).
4-) Sanat eseri evrenseldir. Ortaya konan ürün tüm insanlığın ortak malıdır.
5-) Sanat eseri özgündür; yani eşsiz ve tektir. Yani bir daha eşi benzeri olmayandır (Orjinallik).
6-) Sanat eseri kalıcıdır. Sanat eserinin bizde uyandırdığı haz hayatımıza etki edebilecek kadar kalıcıdır.

 

 

D. Sanatı Açıklayan Felsefi Görüşler

 

1) Taklit olarak sanat: Platon, Aristoteles. Sanatçı gerçeklikte (doğada) var olan bir şeyi eserinde taklit eder. Platon: Gerçek sanat eseri, idealar dünyasındaki varlıkları taklit etmekle ortaya konulabilir. Çünkü idealar dünyasındaki varlıklar, gerçek varlıklardır. Demek ki, sanatçı görünen evrendeki güzeli değil de, güzelin ideasını taklit etmelidir.

 

2) Yaratma olarak sanat: Croce, Schelling. Sanatçı hiçbir zaman doğayı taklit etmez, çünkü doğada mükemmellik yoktur. Mükemmelliği arayan sanatçı, doğada var olmayan bir şeyi yaratmalıdır. Mükemmelliği, sanatçı, hayal gücünü ve yaratıcı yanını kullanarak oluşturur. Gerçek bir sanat eseri, sanatçının hayal gücünü kullanarak oluşturduğu eserdir.

 

3) Oyun olarak sanat: Schiller. Sanat ile oyun arasında benzerlikler vardır.

 

  • Her iki etkinlik yarar amacı güdülmeden yapılır.
  • Her iki etkinlik insanı gündelik yaşamın sıkıntılardan uzaklaştırarak, insanın kendisini unutmasını sağlar.
  • Her iki etkinlikte de dış dünyaya yani hayal dünyasına yönelme olur. Bu dünya içinde, insan mutlak özgür olur.

 

 

E. Güzelliğin Nitelikleri

1) Subjektif nitelikler

2-a) Güzelliğin içsel nitelikleri:

 

  • Bir eserin güzel olması, onun temsil ettiği ideyi yansıttığı oranda artar. Güzel bir şey, idesine, özüne, kavramına uygun olan şeydir.

 

  • Güzel eser, temsil ettiği şeyin tipine bir bütün olarak uygun olmalıdır.

 

  • Bir şeyin güzel olabilmesi için canlı ve anlatım gücü yüksek olmalıdır.

 

 

2) Objektif nitelikler (2’ye ayrılır)

2- b) Güzelliğin dışsal – biçimsel nitelikleri:

Orantı ve simetri: Güzel, unsurların orantılı olarak birleşmesidir. Orantısız şey güzel olamaz. Güzel olan bir bütünün parçaları arasında ölçüye dayalı bir düzen olması da simetridir.

Uyum (harmoni): Bütün güzellikler için, parçaların uyumlu birleşmesi önemlidir. Zaten uyum olmaz ise güzellik de kalmaz, bütün de.

 

 

 

F. Ortak Estetik Yargıların Varlığı

 

1) Ortak estetik yargıların varlığını kabul edenler (Nesnelci): Sanat eseri güzellik değerini kendisinde taşır. Güzellik, insandan bağımsız olarak vardır. Bir nesne güzelse, insan olsa da olmasa da güzel olacaktır. Bu nedenle ortak estetik yargılar vardır. Platon: Güzel, bir idea olarak gerçekten vardır. İdealar, diğer özellikleri yanında kendinden güzeldir. Asıl güzellik, hiçbir zaman değişmeyen gerçeklik olan güzellik ideasıdır. Akıl sahibi her varlık için güzel ideası ortaktır. Kant: Güzel beğenisi çıkarsız bir haz olup bu hazla her insan sanat eserine yöneldiğinde aynı güzelliği görecek ve ortak estetik yargıya varacaktır.

 

2) Ortak estetik yargıların varlığını reddedenler (Öznelci): Sanat eseri, değerini, insanda uyandırdığı duygulardan, yaşantılardan alır. Yoksa bu kendi başına taşıdığı bir nitelik değildir. Nesne, kendi başına güzel olamaz. Croce.
Croce: Her sanatçı kendi duyumlarını ve izlenimlerini alır, bunları kendine özgü bir şekilde eserinde ifade eder. Her ifade sanatçının özgün estetik yaşantılarıdır. Her insanın yaşantıları da farklıdır. Bu yaşantılar bir defaya mahsustur. Bir daha asla yaşanamaz. Bu nedenle, estetik yargılar özneldir ve ortak estetik yargılar oluşturamayız.

 

Siyaset Felsefesi

 

 

A. Siyaset Felsefesi Kavramları
Birey, düzen, iktidar, toplum, devlet, meşruiyet, egemenlik, hak, hukuk, yasa, adalet, laiklik, bürokrasi, sivil toplum, ütopya

 

B. Siyaset Felsefesi Soruları
İktidar kaynağını nereden alır? , Meşruiyetin ölçütü nedir? , Egemenliğin kullanış biçimleri nedir? , Bireyin temel hakları nelerdir? , Sivil toplum nedir? , Bürokrasi nedir? , Bürokrasiden vazgeçilebilir mi? , En iyi yönetim biçimi hangisidir? , Herkesin üzerinde anlaşabileceği bir yönetim biçim nasıl sağlanacaktır? , Birey-devlet ilişkisi nasıl olmalıdır?

 

1) İktidarın kaynağı ve Meşruiyetin ölçütü nedir?

İktidarın meşruiyet sorunu, iktidarın kaynağıyla ilgilidir. Çünkü, her iktidar kendi kaynağının ilkelerine, dayanaklarına bağlı kaldığı sürece meşru sayılabilir.

a) İktidar kaynağını “insanın doğasından” alır. İktidar, toplumun içten ve dıştan gelebilecek tehlikelere karşı korunma ihtiyacından doğar. İnsanları koruma, temel ve sosyal ihtiyaçlarını karşılama, ahlaki olarak olgunlaşma ve erdemli insanlar yetiştirme gibi işlevleri yerine getiren iktidar meşru sayılır. Temsilcileri Platon, Aristo, Farabi, İbn-i Haldun.

 

b) İktidarın kaynağı “Tanrı”dır. Devlet, Tanrı’nın istediği bir kurumdur. İktidar sahipleri Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcileridir. İktidar, toplumu Tanrı’nın koyduğu bu yasalara uygun şekilde yönettiği sürece meşrudur. İslam toplumlarında ve Orta Çağ Avrupa’sında benimsenen anlayıştır. Önemli temsilcisi St. Augustinus (354-430).

 

c) İktidar kaynağını “toplumdaki bireylerin birlikte yaşama isteğinin bir sözleşmeye dayalı olarak ortaya koymasından” alır. Yani devlet ortak iradenin (sözleşmenin) bir ürünüdür. İktidar, ortak iradenin isteği sayılan şeyleri gerçekleştirmesiyle meşru sayılır. Önemli temsilcileri T.Hobbes, J. Locke ve J. J. Rousseau.

 

 

2) Egemenliğin Kullanılış Biçimleri?

a) Geleneksel egemenlik: Krallık, şeyhlik gibi.
b) Karizmatik Egemenlik: Atatürk gibi.
c) Rasyonel (Akılcı) – Demokratik (Hukuksal) Egemenlik: Egemenlik yazılı kurallara yani hukuka dayalıdır. Yasama, yürütme ve yargının farklı ellerde toplanması ile egemenlik gerçekleşir. Günümüz toplumların çoğu buna örnektir.

 

 

3) Sivil Toplum Nedir?

Sivil toplum, devlet kurumlarının dışında kendini yönlendirebilen, hak ve özgürlüklerini savunabilen özgür ve özerk vatandaşlardan oluşan topluluklardır. Sivil toplum farklılaşmış, aralarında sağlam bağlar bulunan grupların bir bütünüdür. Örgütlüdürler. Sivil toplumda bireyler, yönetime baskı grubu oluştururlar. Yönetime baskı kurarak da çeşitli kararlarda söz söyleme etkinliğine veya yaptırım gücüne sahip olurlar. Dernekler ve sendikalar bunlara örnektir.

 

4) Bürokrasi nedir ve hangi işleve sahiptir?

Bürokrasi devletin, yasalarla belirlenmiş görevlerini yerine getiren memurların oluşturduğu hiyerarşik (kademeli) yapılanmadır. Bürokratlar bu yapıdaki yönetici olan kişilerdir. Vali, kaymakam, müdür, şef, müsteşar birer bürokrattır. Bürokratlar hem uzman hem de kalıcıdırlar, yönetim sorumluluğuna sahip olan siyasiler ise gelip geçicidirler. Devletin sürekliliği için bürokratlar vazgeçilmezdirler.

 

5) Ütopya

Ütopya, gerçekte var olmayan gelecekte var olabileceği düşünülen, devlet ve toplum tasarılarıdır. Ütopyalar, hayal ürünü olan devlet tasarımlarıdır. Geleceğe yöneliktir. Ama gerçeklikle tam olarak da bağdaşmaz. Ütopyalar iki türlüdür.

 

a) İstenen Ütopyalar: Bunlar olması istenen düzen tasarımlarıdır. Platon’un devleti, Machiavelli’nin Hükümdarı, Farabi’nin Erdemli toplumu, F.Baco’nun Yeni Atlantisi, Thomas More’un Ütopyası ve Campenalla’nın Güneş Ülkesi.

 

b) İstenmeyen (Korku) Ütopyalar: Toplumu uyarmak amacıyla korkutucu nitelikteki ütopyalardır. Huxley’in Cesur Yeni Dünyası, G.Orwel’in 1984’ü buna örnektir.

 

 

C. İdeal Düzen Arayışları

1) İdeal düzenin olamayacağını savunanlar:

a) Sofistler: İlk temsilcileri sofistlerdir. Protagoras’a göre, her insanın istekleri ve amaçları faklıdır. Bu nedenle insanları mutlu edebilecek devlet sisteminin özellikleri de farklı olacaktır. Bu yüzden herkesin üzerinde anlaşabileceği ideal düzen olamaz. Doğal düzen ve yaşam, toplumsal düzenden daha değerli ve üstündür. Sayıca çok olan güçsüz insanlar, kendilerini korumak amacıyla bir araya gelerek, doğal düzene aykırı olan yasaları yapmışlardır. Bu ise doğru bir şey değildir. İdeal düzen olamaz, çünkü ideal düzen doğada kalmıştır. Gorgias’a göre, herkesin benimseyebileceği bir düzen olamaz. Çünkü devlet, insan özgürlüğünü kısıtlar. Bu da, insanın doğasına aykırıdır. Bu nedenle devleti reddeder.

 

b) Nihilizm: Siyasi manada, hiçbir otoriteye boyun eğmemektir. Nietzsche’ye göre; her türlü otorite insanın doğasına aykırıdır. Otoriteye dayalı tüm kurumlar insan özgürlüğünü kısıtlar. Bütün kötülükler, insanların özgür olamamalarından kaynaklanır. Öyleyse, insanı sınırlayan bütün değer, kurum ve düzenler kötü olup yıkılmalıdır.

 

c) Anarşizm: İnsan üzerindeki tüm kısıtlama ve zorlamalar kaldırılmalı, otoritesiz ve devletsiz bir düzen kurulmalıdır. İnsanlar devlet olmadan daha adil ve mutlu yaşayabilirler.

 

2) İdeal düzenin olabileceğini savunanlar:

 

a) Özgürlüğü temel alan yaklaşım (Liberalizm): Temsilcileri A. Smith, J. Locke ve J. S. Mill’dir. Bu yaklaşıma göre ideal bir düzen, özgürlük temeli üzerine kurulmalıdır. Çünkü, insan özgürlüğü sayesinde kendini gerçekleştirir ve yaratıcı olur. Birey siyasette (düşünce, ifade), dinde (inanç), ve ekonomide (girişim) olabildiğince özgür kılınmalıdır.

 

b) Eşitliği temel alan yaklaşım (Sosyalizm): Temsilcileri Saint – Simon, K. Marx ve Robert Owen’dır. Bu yaklaşıma göre ideal bir düzen, eşitlik temeli üzerine kurulmalıdır. Liberalizm’e tepki olarak doğmuştur. Sosyalizm sınıfsız, eşit, ideal bir toplum düzeni oluşturmak için özel mülkiyetin ortadan kalması ve üretim araçlarının devlet tekelinde (ortak mülkiyetle) toplanması gerektiğini savunur.

 

c) Adaleti temel alan yaklaşım: Adalet, hem özgürlüğün hem de eşitliğin bir arada kabul edilmesidir. Çünkü ne özgürlük ne de eşitlik tek başına toplumları ideal düzene ulaştıramamıştır. Adalet herkese hak ettiğini vermektir. Düzen, hukuka göre gerçekleşmelidir. Böyle bir düzende özgürlük, bireyin çalışma, düşünce ve yaratma özgürlüğü şeklindedir. Eşitlik, herkesin kanun önünde aynı haklara sahip olması şeklindedir.

 

 

Bilim Felsefesi

 

A. Felsefe ile Bilim İlişkisi

Amaç bakımından bilim ve felsefe arasında bir paralellik bulunur. Her ikisi de hazır bilgilerle yetinmeyip aktif ve eleştirici bir tavırla doğrulara yönelirler. Her ikisi de mantık ilkelerini kullanarak evrendeki düzenin sebep ve kanunlarına inmeye çalışır ve insanı, hayatı anlamaya çalışır. Bilim, genel geçerliği olan ve herkesçe gözlemlenebilir olgulardan hareket eder, vardığı sonuçları yine olgulara dönerek doğrular. Felsefede ise hareket noktası olgular olmak zorunda değildir ve vardığı sonuçların doğrulanabilirliği olgular ile olmaz. Bilim ve felsefe iki ayrı cevaba ihtiyaç vermektedir. Bilimlerin ortaya koyduğu yeni buluş ve ilerleyişler felsefe için ne kadar yönlendirici olsa da felsefe ayrı ayrı bilimlerdeki verileri birleştirerek değerlendirmesi bilimsel faaliyetler için o kadar ufuk genişleticidir. Felsefe, bilimlerdeki kavram ve ilkeleri aydınlatmakta, bilimlerin verilerini eleştiriye tabi tutmaktadır. Bilimsel bilginin değerini, ortaya koymak yine felsefenin işidir. Felsefe genel bir varlığı anlamlandırma faaliyeti olarak bilimden önce gelir.

 

 

 

B. Bilimsel Bilginin Özellikleri

 

  • Bilimsel olgusaldır; nesnel gerçekliğe dayanır.

 

  • Bilimsel objektiftir (nesneldir).

 

  • Bilimsel akıl ilkelerine ve mantığa dayalıdır.

 

  • Bilimsel birleştiricidir; bilimsel yöntemle farklı bilimlerin farklı alanlarda ulaştığı sonuçları birleştirmeye çalışır.

 

  • Bilim birikimli bir süreçtir.

 

  • Bilim evrenseldir; yani insanlığın ortak mirasıdır. Herkes ve her toplum bilime katkıda bulunabilir. Bu nedenle bilim herhangi bir bireyin veya toplumun tekelinde değildir.

 

  • Bilim eleştireldir; yani kuramlar ne kadar doğru görünse bile, karşıt görüşleri her zaman imkân dâhilindedir. Her zaman yanılma payı olduğu düşünülmelidir.

 

  • Bilim seçicidir; yani sonsuz sayıdaki olgular içinde kendi amacına uygun olanları belirler ve açıklar.

 

  • Bilim genelleyicidir; yani elde ettiği sonuçlar genel bir biçimde ifade edilir.

 

 

C. Bilimsel Yöntemin Özellikleri

 

  • Problem tanımlanır.

 

  • Gözlem yapılarak problemle ilgili bilgiler toplanır.

 

  • Hipotezler (varsayımlar) kurulur.

 

  • Hipotezlerden (varsayımlar) tümdengelimler yapılır ve bunlar deney ve gözlemlerle test edilir.

 

  • Hipotezler kısmen doğrulanmışsa onlarla teori (kuram) oluşturulur.

 

  • Hipotezler kesin doğruluğa sahipse (matematiksel olarak) genel yasalara ulaşılır.

 

D. Bilimsel Kuramın Özellikleri

 

  • Kuram ise bir ölçüde doğrulanmış, ama henüz bütünüyle kesinlenmemiş genel bir açıklamadır.

 

  • Bilimsel kuram, bilimsel genellemeler ve açıklamalar ile bir sistem kurmaya çalışır.

 

  • Mevcut olguları açıkladığı gibi sonradan olacaklar hakkında öndeyide bulunmayı sağlar.

 

  • Kuramın önermeleri her zaman deney ve gözlemle denetlenebilir.

 

  • Bilimsel kuramlar kesin değildirler. Yani zamanla değişebilirler.

 

  • Kuramlar evrensel değildirler, sınırlı varlık alanı ile ilgili genel açıklamalardır.

 

 

E. Klasik Görüş Açısından Bilim (Pozitivizm)

 

  • Bilim nesnel gerçekliği (olguları) konu edinir.

 

  • Bütün bilimlere örnek olabilecek ideal bilim matematiktir.

 

  • Bütün bilimler birbiriyle ilişkilidir ve tüm bilimler birbirine indirgenebilir (Comte’a göre sosyal fizik).

 

  • Bilim, akla (mantığa) dayanan bir etkinliktir. Bilim adamı çalışmalarında tamamen nesnel olmak zorundadır.

 

  • Bilimsel açıklama nedenselliğe dayanır. Neden-sonuç ilişkisi kurulmadan bilimsel açıklama yapmak çok zordur.

 

  • Bilimsel açıklamanın amacı, bilimsel yöntem kullanarak tümevarımsal olarak genel yasalara varmaktır.

 

  • Bilim, birikerek sürekli ilerleyen bir sürece sahiptir.

 

  • Bilimin açıklayamayacağı hiçbir şey yoktur.

 

F. Bilime Farklı Yaklaşımlar

 

1) Ürün Olarak Bilim (Yeni / Neopozitivizm)
Reichenbach, Carnap, Wittgenstein, Hempel ve B. Russell.
Bu anlayışa göre bilim; bilimsel yönteme dayanılarak ortaya konulmuş kuram ve kanunlardan oluşmuş kesin, nesnel, birikimli bilgiler yığınıdır. Bilimi anlamanın da yolu ürün olarak ortaya konulmuş bu bilgiler yığınını incelemektir.
Reichenbach’a göre; bilime ait metinler günlük dille yazılmış eserlerdir. Bu nedenle mantık dilini kullanarak bu metinleri çözümlememiz gerekir. Ancak bu sayede bilimi açıklayabiliriz. Mantık diliyle metinler doğrulanabilir veya yanlışlanabilir ise anlamlıdır. Anlamlı önermeler bilgi veren ve bilimsel önermelerdir. Reichenbach’a göre; bilimselliğin ölçütü doğrulanabilirliktir. Doğrulanabilen önermeler anlamlı ve bilimsel önermedir. Doğrulanabilir önermeler, olgulardan elde edilip tekrar olgularla denetlenebilen önermelerdir. Metafizik, estetik (sanat) ve etik (ahlak) önermeleri doğrulanamazlar. Çünkü bunlar olgusal içeriklere sahip değildir ve olgusal olarak denetlenemezler.
Bilim metafiziksel öğelerden ayıklanmaya çalışmıştır. Bunu anlamlılık ve doğrulanabilirlik ölçütleriyle gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Bu yaklaşım ayrıca tümevarım metodunun kullanılmasını savunmuştur.

 

 

2) Etkinlik Olarak Bilim
T. Kuhn, Touilmin “Bilim; bir etkinlik sürecidir; bu süreci yönlendiren olgular bilim insanlarının oluşturduğu topluluk ve onların çalışmalarıdır.” Bilim ancak bu süreç incelemekle anlaşılabilir. Bu süreçteki tüm öğeler özellikle de bilim dışı öğeler (psikolojileri, inançları, bakış açıları, içinde yaşadığı toplumların yapıları) incelenmelidir. Bilimin bu süreci belirli adımlarla gerçekleşir. Bu süreç de sürekli kendini yenileyerek tekrar eder. Bilim statik bir yapıda değildir. Kuhn’a göre bilim kesintisiz akıp giden birikimsel bir süreç değildir. Tam aksine bilim bir takım kesintilere, devrimci dönüşümlere uğrayarak ilerleyen ve gelişen bir etkinliktir. Kuhn bu süreçleri Paradigma adlı kavramla açıklar.
Paradigma (değerler dizisi), belli bir bilim insanı topluluğunun kabul ettiği bir bakış açısı veya kuramsal çerçevedir. Bu kuramsal çerçeveyi, bilimsel kavram, yöntem ve bilimsel görüşler oluşturur. Paradigma bilim adamlarının bilimsel araştırmalarını etkileyen toplumsal bir çerçevedir.
Paradigmalar hep çatışma içerisindedirler. Bu çatışmada galip gelenler ile bugünkü bilim oluşmuştur. Bu paradigmalar sonsuza dek varlıklarını sürdürmezler, zamanla terk edilebilirler ve yerine yenileri gelebilir. Kuhn’a göre bilimin oluşumu ve gelişimi bir paradigmadan diğer paradigmaya geçişle olanaklıdır.

 

 

TYT-AYT Felsefe Özet Bilgiler 1

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu