Dünya Edebiyatı Roman Özetleri

YKS Edebiyatta faydasını göreceğimiz Dünya Edebiyatı Roman Özetlerini bu yazımızda bulabilirsiniz. 

 

 

 

HACI MURAT (TOLSTOY- REALİST RUS)

Hacı Murat, büyük Rus yazarı Tolstoy‘ un olgunluk dönemi romanları arasında yer alıyor. Hacı Murat, on dokuzuncu yüzyıl Kafkas halkları arasında efsaneleşen, Şeyh Şamil’ le davalıdır. Hacı Murat, yurt edinme, hayata tutunma, bağımsızlık, tutsaklık, ihanet ve iktidar sarmalında biçimlenen bir davanın kahramanıdır. Zayıflıklarının ve gücünün farkında bir kahraman, acımasız bir coğrafyanın geniş yürekli insanları arasındaki iktidar mücadelesinde taraf olmak zorunda kalmıştır; Rusları da sevmez, Şeyh Şamil’ i de. ..

 

ANNA KARENİNA (TOLSTOY) ( 2006 C )

Anna Karenina, Rusların kendi ülkelerini ve dönemin aristokratlarını en doğru yanlarıyla yansıtan bir romandır. Anna Karenina’nın ana teması her şeyden önce Rus ailesidir. Bu romanda Tolstoy, dürüst bir evliliğin açık mutluluğuyla evlilik dışı bir aşkın yol açtığı düş kırıklıklarını ve düşüşleri karşılaştırmaktadır. Anna Karenina, dönemin üst kademedeki bir memurunun karısıdır. Onu, hovarda Vronski ile kurduğu ilişkide hazin bir son beklemektedir. Bunun karşısında Kiti ve Levin’in arasındaki sağlam temellere dayalı aşk, Anna Karenina’nın kendini beğenmişliğini ve temsil ettiği aristokrasinin köksüzlüğünü ortaya koymaktadır.

 

 

 

İNSAN NE İLE YAŞAR (TOLSTOY)

Allah vazifesi olmasına rağmen yeni doğum yapmış bir annenin ruhunu, merhametine yenik düştüğü için, alamadan dönen meleğini üç şey öğrenmesi için insan suretine büründürerek dünyaya gönderir: ”İnsanın içinde ne barındırdığını öğren”, ”İnsana neyin verilmediğini öğren” ve ”İnsanın ne ile  yaşadığını öğren”. Bu üç bilgiyi edindiğinde, yani insanı tanıdığında melek Rabb’inin sonsuz merhametini de kavradığı için tekrar semaya yükseltir.

 

 

 

KARAMAZOV KARDEŞLER (DOSTOYEVSKİ)

Küçük bir Rus köyünde toprak sahibi olan Fedor Pavloviç Karamazov’un dehşetli, esrarengiz ölümü, kısa sürede yalnız yaşadığı beldenin değil bütün Rusya’nın ilgiyle takip ettiği bir dava haline gelir. Ölümden, toplumda hiç sevilmeyen, ömrünü ilkesizlikler üzerine kurmuş maktûlün büyük oğlu Dimitri Karamazov mesul tutulmaktadır… Ne var ki; insanın bilgiyle donatılmış aklı ve maddi deliller, hayatın karışık ve akıl almaz oyunları karşısında çoğu zaman aciz kalmakta ve kader ağlarını örmektedir…

 

 

 

KUMARBAZ (DOSTOYEVSKİ)

General’in evinde özel öğretmen olan Alexis Ivanovitch, sevgilisini borçtan kurtarmak için girdiği kumarhanede, kazanmak ya da kaybetmekten daha önemli bir şeyi, içindeki kumarbaz ruhu fark eder. Ve bu fark edişin ardından rulet masaları başında yitirilen işin, aşkın hatta bizzat hayatın öyküsü başlar….

 

 

 

ANA (M.GORKİ, REALİST- RUS)

Maksim Gorki’nin en önemli eseri olan ‘Ana’ romanında 1905 Çarlık Rusyası’nda başlayan sosyal uyanışın mücadelesi anlatılmaktadır. Eser, yeni doğmakta olan bir toplumun düşüncesini, görüş ve anlayışını yansıtır bizlere. Gorki’nin insanla sosyal şartlar arasındaki çelişkiyi ve anlaşmazlığı belirtmek için en çok başvurduğu yol, doğrudan doğruya olayların gerçekçi bir metotla anlatma hikayesidir.

 

 

 

 

YÜZBAŞININ KIZI (PUŞKİN, ROMANTİK RUS)

XVIII.  yüzyıl  Rusya’sının  büyük  ustası  Puşkin,  onu  izleyen  çağdaşları  ve   bütün   bir dünya  edebiyatı üzerinde derin etkiler bırakmıştır. Puşkin’in akıcı, süssüz ve berrak diliyle anlattığı 1773 ayaklanması, akıllardan silinmeyecek bir tablo çizer gözler önüne. Pugaçev’in önderliğindeki  isyancıların renkli yaşamlarından sahneler, o güne dek kimsenin cesaret edemediği ölçüde gerçekçi bir biçimde çizilir. Bütün bunların ortasında, tüm engellere karşın kendini korumayı başaran tertemiz bir aşk filizlenir.

 

 

 

 

NANA(EMİLE ZOLA)

Nana, bir fahişedir. İlk önceleri bir tiyatro oyuncusu olan Nana daha sonra fahişe olur ve hayatı bir düşüş içine girer. İlk basıldığı gün on binler satan ve Fransa’yı ayağa kaldıran “Nana” eleştirmenler arasında da büyük ayrılıklara ve tartışmalara yol açmıştı. Bu romanda Zola, bir kadının, bir rejimin (II.İmparatorluk Fransa’sı) ve bir toplumun çürüyüşünü resmediyor. Bu resimde cinsellik, tarih ve mit hep birlikte yaşıyor ve tükeniyor; aynı anda ve aynı kötü ağız kokusu içinde.

 

 

GERMİNAL (EMİLE ZOLA)

Zola, Germinal’i gerçek yaşamdan kurgulayarak, yani içinde yaşayarak, gözlemleyerek kaleme almıştır. 9 Şubat 1884’te Anzin Maden Ocakları’nda bir grev patlak verir. Zola soluğu hemen orada alır. Orada günlerce kalır. Not defteri elindedir; sorar, araştırır, gözlemlerde bulunur. Meyhanedeki maden işçileri ile konuşur. Kazılan yeni galerilere olsa olsa altmış santimlik deliklerden girilir. Maden ocağından çıkan işçilerin tanınmayacak durumda olduklarını görür. “Güldükleri zaman zenci sanırsınız.” Ocak çevresinde barakaları, barakaların içinde açlık sınırında insanları, ocaklardaki kâr hırsı ile ihmal edilmiş kolan lambaları, kazaları, ölümleri ve işçi sınıfının direnişini anlatır. Bu öyle bir kavgadır ki; sımsıcak ekmeğin kokusunu ve ılık ılık akan terin, kanın kokusunu ve bu amansız kavgayı içiçe ve usta kurgularla soluk soluğa, sanki olayın içindeymişsiniz gibi yaşatır size Zola. Aşkı, sevgiyi ve sevdayı ekmek kavgası ile ilmik ilmik işleyen dev bir roman çıkar karşınıza. Öyle bir romandır ki, bir tarafta işçi sınıfıyla örgütlü mücadele durur, diğer tarafta kuyuya yerleştirilmiş bir anarşist dinamitle birden savrulursunuz. Son nefeste dahi sevginin doruğa çıktığına ancak Germinal’de tanık olabilirsiniz. Etienne ve Catherine arasındaki ilişki, aynı zamanda bir mücadele içindeki aşkı da anlatır. Maden işçilerinin duyguları, kararmış yüzlerinden sımsıcak bir sel gibi akar yüreklere. İnsanca bir yaşam kavgası ve aşklarıyla, o dönemki gerçek maden işçilerinin yaşamını ortaya koyar Zola.

 

 

 

KIRMIZI VE SİYAH (STENDHAL, REALİST FRANSIZ)

Stedhal’in yaşanmış bir ya da iki olayı birleştirerek kaleme aldığı bu romanın baş kahramanı Julien Sorel’in yazar ile birçok yönden örtüştüğü ileri sürülür. Orta sınıftan bir genç olan Julien, papaz okuluna devam ederken çocuklarına ders verdiği belediye başkanının karısı ile dedikodulara yol açan bir ilişki kurar. Paris’e gider. Orada da kendine kapılarını açan aristokrat bir ailenin kızı ile yaşadığı aşk, onu hayatın girdaplarına sürükleyecektir. Gururlu, kibirli, asi, ödünsüz bu genç adam, kendi bireysel değerleri soylu sınıfın değer yargılarına çarptıkça geri püskürtülür. Hastalıklı gibi görünen psikolojisi, belki de toplumsal yarılmışlıklara bir isyandır. Hayatı, yanından ayırmadığı iki bavuluna sıkıştırmış, ömrünün son yıllarını küçük bir İtalyan kentinde konsolosluk görevinden aldığı üç beş kuruşla sürdürmek zorunda kalmış Henri Beyle (Stendhal), aynen Julien Sorel gibi ödünsüz, aşkı, ömür boyu aşkı aramış, kendini kabul ettirmek istemiş ve hep yalnız kalmış, istediği, düşündüğü gibi değil, yaşayabildiği gibi yaşamıştı.

 

 

 

PARMA MANASTIRI (STENDHAL)

Parma Manastırı”nda, Rönesans sırasında bir İtalyan prensliğinde yaşanan entrikalar anlatılır. Romanın kahramanı Fabrice Del Dongo, özgürlüğüne düşkün, romantik, sıra dışı, aşka bağımlı bir soyludur ve bu özellikleri toplum kurallarına ters düşmektedir. Manastırı, bir yanan karşı konulmaz tutkulara dönüşen karmaşık duygusal ilişkileri anlatırken, bir yandan 19. yüzyılın ilk yarısındaki İtalyan ve Fransız toplumlarını amansız bir eleştiri süzgecinden geçirir.

 

 

 

BÜYÜK UMUTLAR (C.DİCKENS)

Romanda, ergenlik dönemine yeni bir adım atan Finn’in ulaşılmaz bir kadına olan büyük aşkı konu ediliyor. Dickens’ın romanları içinde konu ve işleyiş açısından bambaşka ve üstün özelliklere sahip bir roman. Kısa adı Pip olan Phillip, küçük bir çocukken anne ve babasının mezarı başında kaçak bir mahkumla karşılaşır. Ablasının mutfağından yiyecek çalarak bu mahkuma yardım eder. Kaçak mahkum Pip’in ona yaptığı yardımı unutmaz.

 

 

 

BEYAZ DİŞ (J.LONDON, REALİST AMERİKA)

Kuzeyin ormanlarında yaşam kavgası… Açlık ve hayatta kalma çabası… Beyaz Diş, bir kurt kırması; damarlarında hem kurt hem de köpek kanı taşıyor. Ormanda yapayalnız, hayatta kalmaya çalışıyor. Bir gün, o ana dek yaşadığı mağaranın duvarını geçip hayata atılıyor ve her şeyi en baştan keşfetmeye koyuluyor. Vahşî doğanın çetin şartları, yaratılışındaki sertliği gün geçtikçe daha çok besliyor. Ve sonunda Beyaz Diş, amansız bir kurt oluyor. Derken efendiyi, yani insanı tanıyor.

 

 

 

ÖLÜ CANLAR (GOGOL, REALİST RUS )

Çiçikov, kısa yoldan zengin olma peşine düşmüş bir düzenbazdır. O zamanın Rusya’sında bir insanın itibarı ve zenginliği, sahip olduğu canlarla doğru orantılı olduğu için Çiçikov, ölmüş fakat kayıtları henüz nüfus kütüğünden silinmemiş ‘can’ları kâğıt üzerinde kalır ve bu şekilde zengin olma hayalleri kurar. Gogol’ Çiçikov’un dolaştığı bölgelerde karşılaştığı insanlar üzerinde dönemin Rusya’sının bozuk düzenini acımasızca eleştiriyor ve Rus insanının tahlilini yapıyor bu eserde. Ölü Canlar, tamamlanamamış olmasına rağmen Dünya Klasikleri arasında müstesna bir yere sahip.

 

 

 

ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR (ERNEST HEMINGWAY, REALİST AMERİKA )

İspanya’da yaşanan acımasız bir iç savaş… Cumhuriyetçi- Faşist kavgasının yol açtığı yıkım… Oluk oluk akan insan kanı.. Özel bir görevle İspanya’ ya gelen Amerikalının başından geçenler ve yaşadığı tutkulu aşk. İnsanoğlunun vahşilikte ve barbarlıkta hayvanları bile gölgede bıraktığını gözler önüne seren acı panaromalar. En hızlı savaş taraftarlarının ve savaşı bütün korkunçluğuyla yaşayanların barış özlemi…

 

 

 

BABALAR VE OĞULLAR (TURRGENYEV, RUS-REALİST)

Eserlerinde umut, çaresizlik ve hüsran gibi duyguları yoğun olarak işleyen Turganyev romanlarının zirvesini oluşturan “Babalar ve Oğullar“da adeta yaşadığı bunalımlar çağının insan ruhundaki akislerini çizer. Eserlerinde zıt kişiliklerin, mutlulukla mutsuzluğun, maddeyle ruhun, iyiyle kötünün çarpışmasını da bütün şiddetiyle hisettirir. “Babalar ve Oğullar”da Turganyev; Nihilist (hiçbir iradeye boyun eğmeyi ilke olarak kabul etmeyen görüşlerin genel adı) bir kişilik olan Bazarov’un dünyada varolan bütün kuruluşların yıkılması gerektiğini savunarak neredeyse iki kere ikinin dört etmemesi gerektiğini hayal ederken düşünce yapısının tam tersi duygularla oradan oraya savruluşunu izletiyor bize. O kadar ki aşkı bile inkar eden bu kişi bir kadına aşık olduğunu anlayınca kendini inkar etme durumuna düşüyor.

 

ROBİNSON CRUSOE – Daniel Defoe

 

Robinson  Crusoe,   orta   halli   bir İngiliz ailesinin   çocuğudur, gezi ve   serüven   meraklısıdır.   Bir deniz yolculuğu sırasında içinde bulunduğu gemi Güney Amerika sahillerinden az ötede kayalara çarpıp karaya oturur. Robinson yüzerek karaya çıkar. Yolcuların geri kalanı boğulur. Adada kendisinden başkasının olmadığını anlar. Yaptığı salla batık gemiden gerekli araç ve gereci kıyıya taşır. Yelken bezinden bir çadır yapar. Gemide bulduğu mürekkep ve kağıtla günü gününe anılarını yazmaya başlar. Yıllar sonra adada Cuma adını verdiği bir köleyle karşılaşır. Ona İngilizce öğretir. Robinson’la Cuma bir gemiyi korsanlardan kurtararak İngiltere’ye dönerler. Artık kendi ülkesinde bir yabancıdır.

 

OLİVER TWİST – Charles Dickens

 

Bir yetimhanede büyüyen yetim Oliver Twist ve diğer çocuklar, açlık çekmektedir. Yetimhane müdürü Mr. Bumble, Oliver bir “sorun çıkarıcı” olarak mimlemiştir ve yetimhane kuruluyla birlikte onu herhangi bir isteyenin yanına çırak olarak vermeye karar verirler; ancak Oliver kaçmayı başarır ve Londra’nın yolunu tutar. Şehrin kenar mahallelerinden birinde aç ve yorgun dolaşırken kurnaz Dodger ile tanışır ve kendini Fagin’in yönettiği yankesici çocuklar çetesinin içinde bulur. Ayrıca merhametsiz Bili Sykies, onun kız arkadaşı Nancy ve köpeği Sykies ile tanışır. Oliver’ın başından birçok olay geçer ve sonunda Mr. Brownlow ile birlikte yükselen güneşe doğru uzaklaşırlar. Artık gelecek güzel günler onu beklemektedir.

 

FARELER ve İNSANLAR – John Steinbeck

 

George ve iri yarı saf arkadaşı Lennie, yersiz yurtsuz kişilerdir. Dünyada tek sahip oldukları şey, aralarındaki dostluk ve günün birinde yerleşip huzur içinde yaşayabilecekleri, kendilerine ait bir araziye sahip olma hayalidir. Kaliforniya, Salinas Vadisindeki bir çiftlikte iş bulan iki arkadaş, bu arazi için gereken parayı biriktirmeyi düşlemektedir. Ama bir çocuğun zekâsına, aynı zamanda da korkunç bir güce sahip olan Lennie’nin başı sürekli derde girmektedir. Ve bu kez yine belaya bulaştığında, George’un çabaları arkadaşını kurtarmaya yetmez.

 

 

 

GENÇ WERTHER’İN ACILARI – Goethe

 

VVerther, büyük kentin yarattığı ruhsal çöküntüden doğaya kaçarak Wahlheim’e yerleşen aydın bir gençtir. Orada tanıştığı soylu bir ailenin güzel kızı Lotte’ye âşık olur. Lotte de kayıtsız değildir bu aşka; ama Alberfle nişanlıdır ve verilen sözler, ahlaki değerler önemlidir. Lotte, Albert ile evlenir. VVerther ise bir aile dostu olarak yer alır yanlarında. Ne var ki aşk ve dostluk arasındaki sınır çizgisi zayıftır. Sının geçmekten korkan Lotte, bir daha görüşmemeleri gerektiğini bildirir genç adama. Werther’in bu acıya dayanması ise imkânsızdır. Lotteye bir mektup yazar: “Silahlar dolu. Saat on ikiyi vuruyor. Alınyazısı bu, önüne geçilmez. Lotte! Elveda Lotte! Elveda!” sözleriyle son verir mektubuna ve yaşamına.

 

 

FAUST – Goethe ( 2006 Ş )

 

Oyunun başkahramanı Faust; felsefeyi, tıbbı, doğa bilimlerini, teolojiyi araştırmış, gençlik ve olgunluk çağını yeryüzünün sırlarını çözmek için tüketmiştir. Faustun bu arayışı Şeytan’ı (Mefistoteles) rahatsız etmektedir. Çünkü pek çok insanı felaketlerle yok etmesine, pek çok insanı dünyasal bazlarla uçuruma düşürmesine karşın, yeryüzündeki Faust adındaki doktor, akıl ve bilgi ile kendisine direnmektedir. Tanrıdan Faustu doğru yoldan çıkarmak için izin isteyen Mefistoteles, onun bunalımlar İçinde olduğu bir gece karşısına çıkar ve Faust’a dünya hazlarını vaad eder.

 

SEFİLLER – Victor Hugo ( 2008 Ş )

 

Kürek  mahkûmu  Jan  Valjean  ve   polis   müfettişi   Javert   arasında   sürüp   giden   bir  kovalamacanm öyküsüdür. Jan Valjean, yoksul bir köylüdür, ailesini doyurmak amacıyla çaldığı bir somun ekmekten dolayı kürek cezasına çarptırılmış, defalarca kaçma girişiminde bulunduğundan, cezası katlanmış ve on dokuz senelik hapisten sonra inançlarını yitirmiş, topluma öfke ve kin duyarak tahliye olmuştur. Sefil bir halde geldiği “D” kasabasında, kasabanın piskoposundan gördüğü iyilikle ruhu aydınlanmıştır. Hayata ahlak ve fazilet sahibi, iyiliksever bir insan olarak yeniden başlayan  Valjean, şimdi; Fransa’nın kuzeyinde ucuz mücevher imalatçılığı yaparak yaşamaktadır. Geçmişini gizlemiş, zenginleşmiş ve herkesin sevgisini kazanıp kasabanın belediye başkanı olmuştur. Javert burada da Jean Valjean’ın peşini bırakmaz.

 

GORİOT BABA – Balzac

 

Altmış dokuz yaşında bir ihtiyar olan Goriot Baba iş hayatını bıraktıktan sonra Madam Vauçuerin pansiyonunda yaşamaya başlar. Şimdi Madam Couture tarafından işgal edilen bu pansiyonu tutar ve beş frankın eksikliği veya fazlalığı kendisi için hiçbir önem arz etmeyen bir adam sıfatıyla bin iki yüz frank pansiyon parası vermeye başlar. Madam Vaupuer bu apartmanın üç odasına peşin bir para karşılığında çekidüzen verir. &j para san bez perdelere, Utrecht kadifesiyle örtülü cilâlı tahta koltuklara, çirişle yapıştırılmış birkaç resimle şehir civarındaki meyhanelerin beğenmeyip kabul etmedikleri duvar kâğıtlarına mürekkepli kötü bir takıma güya ancak  yetmişti.  O  zamanlar  hürmetle  Mösyö  Goriot  diye anılan Goriot Baba, kötüye kullanılmaya müsait cömertliği yüzünden zamanla sıfırı tüketmiş,bir işten anlamaz bir sersem olarak görülmeye başlanmıştır..

 

MADAM BOVARY – Gustave Flaubert ( 12 Ş )

 

Korkuyu, endişeyi yenmek için tüketime yönelip modem hayatın açtığı büyük boşlukları eşyayla kapatmaya çalışan, gösterişli eğlencelerde hayallerinin gerçekleşmesini sağlayacak beyaz atlı prensini arayan Emma (Madam Bovary), bir çiftlik sahibinin kızıdır. Bir gün çiftliğe gelen Doktor Charles (beyaz atlı prens) Emma’ya âşık olmuş ve evlenmişlerdir. Arzuladığı yaşamı bulamayan Emma, yasak aşklarla kendini avutmaya başlar ve sonunda intihar eder. Gerçeği anlayan eşi de bir süre sonra intihar eder. Yapıt, Emma’nın olduğu kadar, Fransa’da 19. yüzyılın başında doğan kuşağın; hayalden ve yanılsamadan düş kırıklığına uzanan yolunun anlatışıdır.

 

 

 

DON KİŞOT, Cervantes ( 2006 Ş)

 

Don Kişot, Manchalı bir asilzadedir ve şövalye romanlarının etkisiyle haksızlıklara karşı savaşmak için, sıska atı Rossinante ile evinden ayrılır. İlk macerası yel değirmenleriyle savaşmak olur, yaralanır ve eve dönüşünde komşusu onu yaralı halde yolda bulur. İyileşir iyileşmez aynı maceraları tekrarlamak üzere yanına yardımcısı Sancho Panza’yı da alıp yola koyulur. Don Kişot ve Sancho, yollarına devam ederler. Don Kişot ve Sancho tekrar, dayak yedikleri pazar yerine gelirler. Don Kişot, düşman ordusu zannederek bir koyun sürüsüyle çatışmaya girer… Şarap fıçılarını dev gibi görür ve onlara karşı savaşır. Kutsal Kardeşlik Birliği, Don Kişot’u durdurur ve onu kandırarak köyüne gönderir.

 

SUÇ ve CEZA / Dostoyevski ( 2008 Ş)

 

Sefalet içinde yaşayan, üniversite ile ilişkisi kesilmiş genç Raskolnikov, kendince bir kuram geliştirir ve hem kendisinin hem de yakınlarının sıkıntısına bir anda son vermek için, yaşamayı hak etmediğini düşündüğü, yaşlı, hastalıklı, insafsız, kaçık bir tefeci kadını öldürmeye karar verir. yazar, ilk bakışta bir polisiye romanını çağrıştıran bu metinde, insan ruhunu bir kez daha büyük bir sınav ile karşı karşıya getirir. Bizce yaşamayı hak etmediğine inandığımız bir insanı, kendi açımızdan geçerli nedenlerle öldürmek, aklın gerekçeleri ile ruhun sesini susturmak mümkün müdür? Bir çıkış yolu arayan yalnız insanların yolunu aydınlatmaya çalışan yazar, Raskolnikov’un işlediği suçun peşinde, varoluşun derinliklerinde dolaştırır okuru.

 

SAVAŞ ve BARIŞ – Tolstoy

 

Yazar, Çarlık Rusyası aristokrasisinin zaaf ve çelişkilerini, Rus halkının bakış açısından, ele alır. Savaşın yıkımlarını, soylu sınıfın geçirdiği sarsıntıyla bağlantılı olarak sunarken, tarih-birey ilişkisinde (Nikolay Rostov – Nataşa – Sofia – Piyotr Bozukov – Prens Andrey), bireye hep acıların düştüğünü söyler. Savaşta da barışta da dürüstlüğü ilke edinmiş kahramanlar… Hep aykırı bir tıp olan Bozukov ve onun şahsında iyiliğin üstünlüğü… Kadınların genel konumları ye çıkar çevrelerinin ince hesaplan… “Kanlı sargılar içindeki bütün bu bozuk insan etleri…” sözüyle özetleyebileceğimiz ‘savaş”, balolar, partilerle süslenen ‘barış’.” Napolyon Savaşları sırasında yazılan roman, yaşanma sunulan bir destan olarak nitelendirilir. romanda geniş bir süreçten bahsedilmesi, beş yüzü aşan kişiyi içermesi, öykünün dallanıp budaklanarak ilerlemesi romanı başyapıtlardan biri haline getirmiştir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu